Pandemiden sonra moda dünyasının hâli ne olacak? Bir şeylerin değişeceği kesin! Değişimin tonunu ise markalar, tüketiciler ve diğer moda otoriteleri belirleyecek.

“Eşi benzeri görülmemiş!” Pandeminin sosyal hayatlarımız ve ekonomi üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu anlatmak için en yerinde söylem, bu olsa gerek. COVID-19, son yıllardaki diğer aksine her ülkeyi doğrudan etkiledi ve bizleri günlük alışkanlıklarımızı değiştirmeye zorladı. Karantina koşulları gevşedikten sonra dışarı çıktığımızda da uzunca bir süre eski rutinlerimizi kazanmak, ekonomik zorluklarla baş etmek ve sağlıklı kalmak için mücadele etmemiz gerekecek. Salgının başlarında bu kapanmanın iki, üç ayda sona ereceğini umduk. Fakat günler, haftalar geçtikçe gönüllü karantinanın 2020’nin sonuna, hatta 2021’e sarkabileceğini artık hepimiz kabullendik. Bir maraton koşusu bu…

Soluğumuz kesilmeden, uzun süre devam etmemiz gerekecek. Bireyler olarak sadece bizler değil, moda da dâhil sektörlerin çoğu için durum aynı. Dünya ekonomisinin yüzde dördünü oluşturan moda endüstrisinde ezberlerin bozulduğu bir dönemden geçiyoruz. BCG (Boston Danışma Grubu), 2020 yılında moda satışlarının 2019’a kıyasla üçte bir oranında azalacağını; bunun da 600 Milyar Dolar'lık bir kayba eşdeğer olduğunu söylüyor. Yine de moda endüstrisinin içinde bulunduğu krizin sorumlusu COVID-19 değil. McKinsey Küresel Moda Endeksi’nde yer alan markaların yarısı, salgının başlamasından çok önce ‘değer kaybeden şirket’ statüsündeydi. Yani elde ettikleri gelir masraflarını bile karşılamıyordu. Bugün moda profesyonellerinin gündemini meşgul eden sorular, uzun zamandır gündemdeydi.

Tek fark şu; orta veya uzun vadede çözülmesi gereken sorunlar, pandeminin etkisiyle bir anda yanı başımızda beliriverdi. İngiliz Moda Konseyi Yöneticisi Caroline Rush; “Kesinlikle daha iyi yapabileceğimiz şeyler vardı. Şimdi, bunlar üzerine düşünme zamanı” diyor. Pandemiden sonra modanın hâli ne olacak? Bir şeylerin değişeceği kesin! Değişimin tonunu elbette ise markalar, tüketiciler ve diğer moda otoriteleri belirleyecek.

Rüştünü İspatlama +

Markaların pandemi sonrası kaderlerinin ne olacağı, bu dönem sergileyecekleri tutuma bağlı. Pandemiyle mücadeleye katkıda bulunan, dünyamızın geleceği ve sosyal eşitsizlik konularında bilinçli markalar, süreç sonrası daha kolay toparlanacak. Dünyanın karşı karşıya olduğu problemler üzerine aksiyon almayan, sessizliğini koruyan, fırtınanın geçmesini bekleyen markaları gelecekte zorlu koşullar bekliyor. Tüketici, markaların salgın döneminde nasıl bir duruş sergilediğini süreç bittikten sonra da hatırlayacak.

Spring Studios, New York’taki Gallery I’de boş bir podyum

Bu, satın alım trendlerini muhakkak etkileyecek. Gün, rüştünü ispatlama günü! Bu dönemde toplum ve dünya yararına çalışan markalar bir nevi ruhları olduğunu, savundukları bir dava olduğunu tüketiciye göstermiş olacak. Pandemiden hem tüketim hem üretim olumsuz etkilendi. Bangladeş Konfeksiyon Üreticileri ve İhracatçıları Birliği’nin (BGMEA) Nisan 2020 başında yaptığı açıklamaya göre; bölgedeki 1.025 fabrikaya verilmiş 2,81 Milyar Dolar değerinde sipariş iptal edildi. Yani krizin ağır yükünü taşıyanlar, pandemi öncesinde de son derece kötü koşullarda çalışan tekstil işçileri. Çalışma hakları grupları, markaları acilen aksiyon almaya çağırıyor. Fakat tüketim kültürü nasıl bir gecede değişmeyecekse, işçilerin koşulları da hemen düzelmeyecek.

Moda endüstrisi uluslararası anlamda son derece birbirine bağımlı. Dünyanın öbür ucundaki adaletsizlik beni etkilemez diye düşünmeyin, etkileyecek. Markaları şeffaflığa zorlamak açısından biz tüketicilere de önemli görevler düştüğünün altını ayrıca çizelim.

Daha Az Üretim, Daha Az İsraf! +

İşin bir de çevre boyutu var. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’na göre moda endüstrisi yıllık küresel karbon salımının yüzde onundan sorumlu. Bu oran, bütün uluslararası uçuşlarla deniz taşımacılığının toplamından fazlasına denk geliyor. Günümüzün hızlı modası, sektörün doğa üzerindeki yükünü giderek ağırlaştırıyor. McKinsey’e göre bugün bir kişi, 2000 yılına göre ortalama yüzde 60 oranında daha fazla kıyafet satın alıyor. Fakat alınan her bir ürünün kullanım süresi 2000 yılına kıyasla yarıya inmiş durumda. Pandemiden sonra daha az üretim ve daha az israf hedefleri gündeme gelecek. Artık öyle üç beş sezon sonrası için üretim yapmak yok. Ürünlerin üretim süresi kısalacak.

Güncel düzende bir koleksiyon parçasının üretimi, planlamayla beraber 12-18 ay sürüyor. Bu sürenin ne kadar uzun ve riskli olduğunu açıkça gördük. İdeal düzende, arza göre üretim modeliyle bu süre bir-üç ay gibi bir seviyeye çekilecek. Üretim fazlası ve depolama sorunlarının üstesinden gelmek için markalar, bir süre daha indirim yapmaya ve arşiv satışları gerçekleştirmeye devam edecek. Upcycling, sık başvurulan yöntemlerden biri olacak. Bugünün satılmayan koleksiyon parçalarını ufak değişikliklerle önümüzdeki sezonlarda göreceğimiz kesin. Günümüzün ‘hızlı modası’ da eli mahkûm yavaşlayacak.

Buluşmalar +

COVID-19 nedeniyle aralarında Venedik Karnavalı, MET Gala ve birçok moda haftasının da bulunduğu büyük çaplı moda etkinliğinin bu yılki edisyonu ya iptal edildi ya da ileri bir tarihe ertelendi. Geniş çaplı moda etkinliklerinin doğaya verdiği zarar ve ortaya çıkardığı maddi bilanço üzerine uzun zamandır konuşuluyordu. Pandemiden sonra bu büyük moda buluşmalarının ve etkinliklerinin yapısal olarak değişmesi muhtemel. Olimpiyatlar’da olduğu gibi toparlayıcı bir modele geçilmesi söz konusu olabilir fakat moda sektöründe bu kararı verecek yetkili bir üst merci yok. Bir iki sezonluk mali krizin böylesine köklü bir değişikliği tetiklemesi, biraz düşük bir olasılık. Yine de artık düzenlenen moda haftalarının sayıca azalacak ve büyük çaplı etkinlikler varlığını sürdürecek gibi duruyor.

New York SoHo’daki, örtülmüş bir Louis Vuitton vitrini.

Bambaşka Bir Mağaza Deneyimi +

Alışverişin mağaza tarafındaki formu değişiyor. Online satışlar arttı evet, ama mağazaya gidip bir ürünü denemenin, ona dokunmanın yerini dolduracak az şey var. Dolayısıyla mağazalar hayatlarımızdaki önemini koruyacak. Online ve offline’ın avantajını birlikte yaşayabileceğimiz, hijyenin birincil öncelik olarak belirlendiği deneyim mekânlarına dönüşecek. Akıllı aynalar, deneme kabinleri, ürünleri teşhir etmenin ötesine geçen mağazalar hayatımıza girecek.

Online'da Yoksa... +

Aksini söylemek isterdim fakat, COVID-19 ne yazık ki başımıza gelecek en son salgın hastalık değil. Salgınları atlattık diyelim, küresel ısınma ve ilkim değişikliğinin sonuçlarını çoktan yaşamaya başladık. Görünen o ki ‘dışarısı’, hemen değilse de orta veya uzun vadede konforunu giderek yitirebilir. Mağaza satışlarına bel bağlayan, B ve C planı olmayan, online alışveriş için gerekli teknoloji yatırımını yapmamış, zamanın ruhuna ayak uydurmayan markalar, bu krizden en zararlı çıkanlar olacak. Online’da gerçekçi deneyim sunmak son derece önemli hâle gelecek. Mobil uygulamalar ve site tasarımları da daha kullanıcı dostu olacak. Livestreaming hayatımızda daha fazla yer edinecek.

Livestreaming’in bir diğer önemli tarafı müşteri ile marka arasında iletişimi güçlendirmesi. Müşterinin doğrudan etkileşime girip soru sorabilmesi, talepte bulunabilmesi ve birkaç adımla satın alma sayfasına yönlendirilip alışverişini tamamlayabilmesi de önemli. Artırılmış gerçeklik uygulamaları ve üç boyutlu imgelendirmeler online alışveriş deneyimimizin vazgeçilmezleri hâline gelecek. Özellikle lüks markaların müşterilerine kişiselleştirilmiş online stil danışmanlığı hizmeti sunacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Destek Şart +

Pandemi, moda sektöründeki ‘kazanan her şeyi alır’ durumunu daha da derinleştirecek. Büyük şirket ve markalar bu dönemi atlatmada sıkıntı yaşamayacak ama küçük işletmeler ve butikler pandemiden zararlı çıkacak. Ürünlerini severek kullandığımız yerel ve butik markalara göstereceğimiz destek, son derece önemli hâle gelecek. Bu küçük işletmeler için her bir satış anlamlı olacak. Bu bağlamda kriz sonrasında müşteriyle organik ilişki kuran butiklerin, bu bağı daha da güçlendirmiş olacağı öngörüsünde bulunmak mümkün.

Yeni Trendler? +

COVID-19’un etkileri için “Eşi benzeri görülmemiş” dedik. Fakat bu kriz, etkileri açısından o kadar da benzersiz değil. 1918 İspanyol Gribi Salgını’nı, Büyük Buhran’ı ve İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden de ekonomik yıkım olmuştu. Moda tarihçileriyle trend yorumcularının uzmanlığına kulak verelim… Evet, belli trendler değişecek ama sektörün ayakta kalacağına ve satışların yavaş da olsa giderek artacağına şüphe yok. Bu tür salgın dönemlerinde hijyen her şeyden önemli. Dışarıda giydiğimiz kıyafetler hemen çamaşır makinesini boyluyor. Bu, karantina sonrası kıyafet tercihlerimizi de etkileyecek. Özel bakım gerektirmeyen, çekmeyen, rengi atmayan kıyafetlere ilgi artacak. Bu da pamuk, keten, yıkanabilen ipek ve merinos yününü çok göreceğimiz anlamına geliyor. İşlemeler, nakışlar, narin danteller veya çabuk kırışan kumaşlar… Fazladan zahmet çıkaracak öğeler en azından bir süre daha az ilgi görecek. Yine hijyen endişesiyle aksesuar ve takılarımızla vedalaşmak zorunda kaldık. Onları özlüyoruz. Hayat hareketlenmeye başlayınca son iki sezonun gösterişli ve büyük altın takılarını yine sık sık göreceğiz.

Pandemiden önce modanın nabzının attığı New York sokakları bugünlerde karantina altında

Nostaljiye Dönüş +

Dolaplarımızı dip köşe gözden geçirdiğimiz şu dönemin sonunda, bir süredir yüzüne bakmadığımız eski aksesuarlar ortaya çıkacak. Eski ve unutulmuş kombinler, yarına taşınacak. Belirsizlik dönemlerinde yüzümüzü ilk çevirdiğimiz yerlerden biri de nostalji. Çünkü geçmiş bize kendimizi güvende hissettiriyor. Geniş çapta kabul görmek için henüz yolu var fakat ikinci el pazarı da hareketlenecek gibi görünüyor. Salgından sonra kıyafetlerimizi daha zor terk edeceğiz. Bu da modası geçmeden sezonlar boyunca kullanabileceğimiz zamansız, klasik parçalara her zamankinden de fazla rağbet olacağı anlamına geliyor. Donatella Versace, Rick Owens ve Guram Gvasalia gibi yıldız tasarımcılar koleksiyonlarında zamansız parçalara yöneleceklerini açıkladı.

New York Üniversitesi Kostüm Araştırmaları Yüksek Lisans Programı Direktörü Nancy Deihl; “İnsanlar, maddi güçleri paralelinde alışveriş yapmak için hevesli olacak. Ancak yeni şeylere düşünmeden atlayacaklarını sanmıyorum. Kendilerini güvende hissettirecek şeylere sahip olmak isteyecekler” diyor. Bunca belirsizlikten sonra suyun üzerinde kalan markalar bize güven verenler olacak.