Müzik

Pop müzik Amerikan olmayan işler mi istiyor?

Pop müzik Amerikan olmayan işler mi istiyor?

Lorde; henüz kimsenin tanımadığı on altı yaşında bir isim iken bir anda gelip “Ekranda görmediğiniz şehirlerde yaşıyoruz. Pek güzel değil ama işler nasıl yürütülür biliyoruz” dediğinde haftalarca müzik listelerinin başında kalmış ve ilk albümüyle iki Grammy kazanmıştı. Ondan önce, Robyn İsveç’ten gelip “Dancing on My Own” ile üzgün pop müziğin soundunu değiştirmişti. 2014’te Tove Lo’nun “Habits” klibinin tekrar tekrar dönmediği bir ekran bile yoktu. Dua Lipa’nın getirdiği Arnavutluk esintileri hala herkesin favorisi ve Iggy Azalea, “Para yok, aile yok. 16 yaşında Miami’nin ortasındayım” dediğinde hepimiz ona hayran kalmıştık. Son iki senedir ise Zara Larsson, “Amerikan rüyasını” yaşıyor.

Tüm bu isimlerin ortak bir noktası var: Amerikan olmayışları. Pop müziğin belki de en etkili isimlerinden olan bu kadınlar Los Angeles’ta yaşamıyor. İşin aslı, pop müzik Amerikan olmayan işleri istiyor. Balkan estetiğini, İskandinav kızların dokunuşlarını, depresif Slav mahallelerini ve soğuk Yeni Zelanda estetiğini istiyor.

Lollapoza haftası geride kalmışken, pop müziğin yükselen yıldızı ve kendi setini yiyip bitiren Adéla hakkında konuşmak gerek. Adéla, yeni şarkısı “Ain’t in LA” ile dünya çapında gündeme oturmuş durumda. Kendisi, 18 yaşında bir pop star olmak istediği için Slovenya’dan çıkıp Dream Academy yarışmasına katılmış ve adı şu anda KATSEYE olan gruba girmeden elenmişti. Yarışma sırasında; diğer kızlara göre daha keskin bir rekabet anlayışı olması, sert bir dille yaptığı eleştiriler ve çalışkanlığı ile ön plana çıkmıştı. Gruba giremeden elendiğinde pes etmek yerine solo kariyerine daha da sıkı sarılan Adéla, 2025’de ilk kısa albümü The Provocateur’u yayınladı. Tekno pop ve dans müziği olan albümde “Superscar” ve “SexOnTheBeat” gibi popüler şarkılar olsa da Adéla’nın büyük çıkışı 2026 yılına kaldı. Sanatçının yeni şarkısı “Ain’t in LA” dünya çapında genç kadınların yeni marşı olma yolunda ilerliyor.

Adéla: LA’e gitmeden de yıldız olmak

@adelajergova

Adéla’nın yapımcılığını Dylan Brady ve Blake Slatkin’in üstlendiği, çıkış albümü Prima‘nın müjdecisi olan “Ain’t in LA” parçası, küresel müzik endüstrisinin merkezi olan Los Angeles (LA) merkezli başarı algısını ters yüz ederken bir yandan da küçük ülkelerde yaşayan yetenekli genç insanların sanat alanında uluslararası kariyerlere sahip olmak için Amerika’ya taşınmak zorunda kalmasının kızgınlığını taşıyor. Şarkı; sound’undan sözlerine ve video klibine kadar tam anlamıyla coğrafi sınırların ötesinde bir “ait olma ve yerel kalma” manifestosu niteliği taşıyor.

Sözler katmanlı bir şekilde Adéla’nın Slovakya’daki köklerine ve göçmenlik deneyimine dayanıyor.

“She shares a room with her younger brother / Clothes secondhand from her best friend’s mother” (Erkek kardeşiyle aynı odayı paylaşıyor / En yakın arkadaşının annesinden kalma ikinci el kıyafetler giyiyor) dizeleriyle Hollywood’un parıltılı masallarından çok uzak, dünyanın herhangi bir yerindeki sıradan bir gencin odasına zoom yapılıyor.

“Maybe tonight, we don’t gotta run away / It’s all a lie, the baddest bitches ain’t in L.A.” (Belki bu gece kaçmak zorunda değiliz / Hepsi bir yalan, en havalı kızlar L.A.’de değil) nakaratı, hayallerin gerçekleşmesi için mutlaka Amerikan müzik endüstrisinin kalbine göç etmek gerektiği mitini yıkıyor. Başarının ve özgünlüğün dünyanın her yerinde var olabileceğini bize hatırlatıyor. Bu sözler bir yandan da ironik çünkü Adela, kendi rüyalarını gerçekleştirmek için genç yaşta göç etmek zorunda bırakılmış kızlardan biri.

Şarkının video klibinin yönetmenliğini Fred Gervais üstleniyor. Klip Hollywood ışıltısından binlerce mil uzakta, Adéla’nın memleketi olan Slovakya’nın başkenti Bratislava’da çekiliyor. Klip boyunca yerel ve gri Doğu Avrupa/Orta Avrupa dokusu ile Amerikanlaşmış pop-kültür imgeleri yan yana getiriliyor. Yağmur altında donut çizen sıradan bir Honda Civic veya yerel sokaklar, şarkının “merkezden olmama” temasını görsel olarak güçlendiriyor. Slovenya’nın geleneksel kıyafetlerini giyen çocuklar, Amerikan kültürünün parçası olan breakdance koreografileri ile dans ediyor.

Adéla’nın, annesinin on sekiz yaşındayken batı pop-kültür görselleriyle dolu bir duvar önünde çekilmiş eski fotoğraflarını bulmasından ilhamla şekillenen bu görsel estetik; endüstrinin hiç görmediği, adını bile bilmediği ama hayalleri olan “güzel kızlara” ve göçmen kadınlara yazılmış görsel bir saygı duruşuna dönüşüyor.

Şarkı internet tarafından Miley Cyrus’ın büyük kariyer değişim hiti “We Can’t Stop”a benzetiliyor, Resmi künyesinde doğrudan bir sample olduğu belirtilmese de; şarkının prodüksiyon yapısı, taşıdığı asi gençlik enerjisi ve ritmik altyapısı dinleyiciye We Can’t Stop’a dair bir şeyler hatırlatıyor.

Popun yeni merkezi artık tek bir şehir değil

@lorde

Yazının başında bahsettiğimiz ve 2010’ların başından itibaren devam eden “pop müzikteki yabancı”, aslında yeni bir konsept değil. 2001’de Shakira, “Whenever, Wherever” ile yirmi beş yıllık uluslararası bir kariyerin başlangıç adımlarını atıyor. Ondan hemen sonra Marina (and the diamonds), Hollywood şarkısında, Amerikan Rüyası’nı anlatırken nasıl sektörde sadece “birkaç yabancıya” yer varmış gibi hissettirildiğini anlatıyor: “Los Angeles’a iner inmez biri, “Aman Tanrım, Shakira’ya çok benziyorsun!” dedi. “Hayır, hayır, sen Catherine Zeta’sın!” “Aslında, adım Marina.”

Pop müzik endüstrisinin Amerikan odaklı marketlerde büyümesi ve pazarlanması Los Angeles (LA) güneşini, Hollywood pırıltılarını ve tek tip bir “Amerikan rüyası” kalıbını başarının tek mutlak kriteri olarak dayatıyor. Amerika’ya taşınmadan, uluslararası bir başarıya sahip olunamayacağı, özellikle de kreatif sektörlerdeki ortak öğreti. Ancak son yıllarda dinleyici alışkanlıklarından yükselen seslere kadar her şey kökten bir değişim sinyali veriyor. Küresel pop kültürü, merkez üssünün sahte parıltılarından sıkılmış durumda; aksine coğrafyasını, köklerini ve mahallesini sırtında taşıyan ham hikâyelerin peşinden gidiyor.

Yale Üniversite’sinde ders veren Daphne Brooks, bu konuda “Merkez stüdyoların milyarder prodüktörlerinin asla satın alamayacağı tek şey coğrafi ve kültürel bir ‘ötekilik’ hissidir; dinleyici bugün Hollywood’un kusursuz masallarını değil, kendi yerelliğini ve öfkesini gururla taşıyan sesleri arıyor” diyor.

Pop müzik, Amerikan olmayanı arıyor. Taze ve öfkeli olanı arıyor. Adéla, pembe saçları ve “slav bakışları” ile kültürünün gururlu bir temsilcisi. Üstelik, hikayesini en başından beri bildiğimiz, gelişimine şahitlik ettiğimiz biri. Yüksek bütçeli bir stüdyonun ürünü olmadığına eminiz, bu bir yönüyle müziğin artık çok eski gibi gelen başka bir dönemini hatırlatıyor.

Günün sonunda, pop müzik endüstrisinin kalbi ne kadar Los Angeles’ta atarsa atsın, dinleyicinin kalbi artık otantik olanı, coğrafyasını ve mahallesini gururla sırtında taşıyanları arıyor. Lorde’un Yeni Zelanda banliyölerinden, Robyn’in soğuk İskandinavya’sından ya da Adéla’nın Slovenya köklerinden başlayan bu değişim; küresel popun sınırlarını genişletiyor.

Her ne kadar Lorde ve Adéla gibi isimler bazı dönemler evlerinde bazı dönemler de Amerika’da yaşamak zorunda oldukları ikili bir hayat devam ettirse de sektördeki değişikliklerin sonucu olarak bundan sonraki jenerasyonun kültürlerini terk etmeden hayallerine ulaşabileceğini umuyoruz. Ekranda gözükmeyen şehirlerde yaşayan kızların on altı yaşlarında ailelerini, arkadaşlarını ve evlerini geride bırakmadan sahip olacakları kariyerleri heyecanla bekliyoruz.

Kendi topraklarında yetişen ve sadece gerçekten gitmek isterlerse giden bir jenerasyon. 

Fotoğraf: @adelajergova

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.