20. ve 21. Yüzyılın en önemli avangart sanatçılarından biri olarak kabul edilen Yayoi Kusama, 14 Ağustos 2026’da hayatını kaybetti. Yayoi Kusama Studios, sanatçının Tokyo’da kaldığı hastanede hayata gözlerini yumduğunu bir basın açıklaması ile dünyaya 27 Ağustos’da duyurdu.
Yayoi Kusama’nın hayatı ve sanat yolculuğu

Yayoi Kusama, 1929 yılında Japonya’nın Matsumoto şehrinde doğdu. Çocukluğundan itibaren vizyonlar ve halüsinasyonlar yaşadı ve bu da ilk puantiyeli ve ağ temalı çizimlerine ilham verdi. Suluboya, pastel ve yağlı boya kullanarak, erken yaşta kendine özgü bir ifade biçimi geliştirdi. Yayoi, Japonya’nın muhafazakar bir böglesine ve ailesine doğmuş bir kız çocuğu olarak bir sanatçı olarak ebeveynleri tarafından ilk başta desteklenmedi. Anne babası onun bir meslek olarak sanatçılık yapması fikrine karşıydı fakat Yayoi’nin sanat aşkı ve hırsı bu muhafazakar öğretilerden daha güçlüydü.
İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasının ardından Kusama, memleketindeki diğer okul çağındaki çocuklar gibi, paraşüt fabrikasında günde on iki saate kadar çalışmak zorunda kaldı. Bu zorlu çalışmaya rağmen, çizim yapmaya devam etmek için zaman ve kaynak bulmayı başardı.
1948’de savaşın sonu ermesiyle beraber ebeveylerini ikna etti ve Kyoto’ya gidip Japon modernist Nihonga tarzında resim eğitimi almaya başladı. Kamakura şehrinde eğitimine devam etti, ancak kısa süre sonra öğretmenlerinin geleneksel yaklaşımlarından sıkıldı. Yayoi Kusama’nın büyük yeteneği ise fark edilmeyecek gibi değildi, 1950’lerin başında Japonya’da kendi sergilerini açmaya başlamıştı bile.
Kusama, 1957’de Amerika Birleşik Devletleri’ne taşındı. Ertesi yıl, New York’ta yaşarken, ağ resimleri, yumuşak heykeller ve aynalar ve ışıklar kullanan enstalasyonlar da dahil olmak üzere yenilikçi eserlerini hızla sergilemeye başladı. Takıntılı tekrar ve çoğalmanın basit motiflerine dayanan, “kendini yok etme” olarak adlandırdığı bir sanat felsefesi geliştirdi. Faaliyetlerinin kapsamı, vücut boyama etkinlikleri, moda gösterileri, savaş karşıtı “happeningler”, filmler ve bültenleri içerecek şekilde genişledi ve önde gelen bir avangart sanatçı olarak statüsünü sağlamlaştırmasına yardımcı oldu.
Yayoi Kusama; 1973’te Japonya’ya döndükten sonra, kurgu ve şiir yazmaya devam etti ve açık hava heykelleri, büyük ölçekli enstalasyonlar ve “Sonsuzluk Aynalı Oda” serisini yarattı. 2009’da, 2021 yılına kadar devam eden ve yaklaşık 900 tablo ürettiği “Ebedi Ruhum” serisine başladı. 2021’de yeni bir seri olan “Her Gün Aşk İçin Dua Ediyorum” üzerinde çalışmaya başladı.
“Sonsuzluk Aynalı Oda”, Kusama’nın en önemli eserlerinden biri. 22 yıl boyunca devamlı üretim halinde olduğu “Ebedi Ruhum” ise son yüzyılın en uzun süreli devam eden üretilerinden biriydi.
Yayoi Kusama hayatı boyunca obsesif-kompulsif bozukluk, kronik psikoz ve şiddetli halüsinasyonlar ile yaşadı. Sanatçının hastalığı sanatının ve üretimlerindeki tekrar eden döngülerde kendisini gösteriyor.
Kusama ve moda

Kusama’nın moda ile ilişkisinin birkaç farklı biçimi var. Her şeyden önce, Kusama modayı bir kendini sunma biçimi olarak görüyordu. Her bir üretimi, sergisi ve sanat eseri grubu için farklı bir “görünüm” bulmaktan oldukça zevk aldı.
Bunun yanında, Japonya’dan getirdiği kimonolarını sanatının bir parçası olarak da kullandı. Tabi ki, sanat da geriye kalan her şey gibi politik olduğu için Kusama’nın Amerika’daki sergi açılışlarında giydiği kimonoların göçmenliğine dair siyasi bir mesajı da var.
1966’da Yayoi Kusama, ” Yürüyen Parça” adlı slayt çalışmasını yapıyor. Bu eser, sanatçının pembe çiçek desenli bir kimonoyla New York sokaklarında yürümesini kaydediyor.Kusama bu eserde bilinçli olarak kimonoyu kullanarak kendini, düşmanca ve yabancı bir şehrin ortasında yaratıcı bir “göçmen” olarak konumlandırıyor.
Yine bu dönemde Kusama, ürettiği eserleri tamamlayan Batı tarzı kıyafetler de tercih ediyordu. Sanatsal üretimleri ve moda tercihleri arasındaki bağlantıları diğer sergilerinde giydiği görünümlerde de görmek mümkün. Sade, tek renkli “Sonsuzluk Ağı” tablolarıyla birlikte giydiği gösterişsiz, tek renkli takım elbise ve elbiselerden kırmızı-beyaz enstalasyonu “Sonsuzluk Aynası Odası – Penis Tarlası”nda giydiği kırmızı tayt ve tulumlara kadar giyim tarzının nasıl değiştiğini görebiliriz.
Kusama ve moda arasındaki bağlantı sanatçı 1960’ların sonlarında kendi moda şirketini kurunca daha da derinleşti. Tasarımlarının çoğu cesurdu ve giyenin göğüslerini, kalçalarını veya cinselliklerini ortaya çıkaran stratejik olarak yerleştirilmiş delikler içeriyordu. Sanatçı 1968’deki “Eşcinsel Düğün” performansı için iki kişi için bir ‘orgi’ gelinlik tasarladı. 1970’e gelindiğinde, birkaç kişiyi barındırabilecek benzer giysiler üretiyordu. Kendisi için ise, parlak pembe yüzeyi çok sayıda dikilmiş bir “Fallik Elbise” tasarladı.
Sanatçının bunun yanında büyük designer markalarla yaptığı ortaklıklar da konuşulmuştu. Kusama, 2012 ve 2023’te Louis Vuitton ile yaptığı iki birliklerinde kendisi için markaya dönüşmüş ve sanatının da büyük bir parçası haline gelmiş puantiyelerini markanın aksesuar ve “ready-to-wear” parçalarına uygulamıştı. Ölümünün ardından markanın Chief Executive Officer’ı Pietro Beccari “Onun kültür ve sanat üzerindeki etkisi ölçülemez ve reddedilemez” dedi.
Siyasi bir figür olarak Yayoi Kusama

Yayoi Kusama, sanatının dışında sahip olduğu güçlü vicdan ile de insanların hafızalarında yer etmiş bir aktivist idi. Günümüze ulaşan en eski resimlerinden bazıları oldukça sert biçimlerde deneyimlemek durumunda kaldığı savaş yıllarını ve savaşın dehşetini konu alır. 1950 tarihli “Cesetlerin Birikimi (Kişiliksizleştirme Perdesiyle Çevrili Esir)” ve “Birikim Toprağı” , bitki yaşamının bile hayatta kalmak için mücadele ettiği kasvetli, savaşın harap ettiği manzaraları göstermektedir.
1960’larda Vietnam Savaşı sırasında Kusama, New York’ta gösteriler düzenleyerek protestolarına devam etti. Bu gösteriler, çıplak vücut boyama eylemleri ve sevgi buluşmaları şeklinde şiddete sanatla karşı koymayı amaçlıyordu. Çıplak dansçıların da yer aldığı Anaatomik Patlaması, 15 Ekim 1968’de New York Borsası’nın karşısında gerçekleşti. Sanatçının basın açıklamasında şu ifadeler yer alıyordu: “Bu hisselerden kazanılan para, savaşın devam etmesini sağlıyor. Savaş kurumunun bu acımasız, açgözlü aracını protesto ediyoruz.”
Aynı yılın ilerleyen aylarında Kusama, Kahramanım Richard M. Nixon’a Açık Mektup adlı eserini kaleme aldı ve şunları yazdı:
“Dünyamız, milyonlarca gök cismi arasında küçük bir benek gibi; barışçıl, sessiz kürelerin ortasında nefret ve çekişmeyle dolu bir küre. Gelin, sen ve ben tüm bunları değiştirelim ve bu dünyayı yeni bir Cennet Bahçesi yapalım… Şiddeti daha fazla şiddet kullanarak ortadan kaldıramazsınız.”
Kusama, daha sonra Japonya’ya döndüğünde bir dizi savaş karşıtı kolaj yaptı. “Savaş”, “Savaşın Gelgit Dalgaları” ve “Meçhul Askerlerin Mezarları” adlı eserlerinde, haber dergilerinden alınan yürek burkan görüntüler suluboya ve pastel boya ile birleştirdi. 1995 yılında Kusama, Hiroşima Şehir Çağdaş Sanat Müzesi’nden atom bombası kurbanlarını anmak için yeni bir eser üretme siparişi aldı. Bu siparişe, büyük ölçekli üç parçalı bir eser olan “Yeniden Canlanan Ruh” ile yanıt verdi .
Yayoi Kusama, yaratıcılığı ve günümüzün avangart sanat üzerinde bıraktığı etkinin yanı sıra modaseverler için bir ikon ve savaş karşıtları için bir mücadele arkadaşı idi.
Yayoi Kusama’nın sanatsal yolcuğunun hem online hem de 2017’de Tokyo’da açılmış müze ile fiziksel olarak koruyan ve sergileyen stüdyonun açıklaması şu şekildeydi:
“Son günlerine kadar resim yapmaya devam etti, fırçasını asla elinden bırakmadı ve sonsuz aşkı ve ebedi ruhu keşfetmeye devam etti. Kusama’nın dileklerini yerine getireceğiz ve sanat aracılığıyla dünyanın dört bir yanındaki insanlara gelecek için umut ve güç vermeye devam edeceğiz.”
Fotoğraf: @yayoikusamamuseum