Moda Haftaları

Sandro, İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonunu Cité de l’Architecture’de sundu: Palm Springs’le Paris’in ortak noktası ne?

Sandro, İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonunu Cité de l’Architecture’de sundu: Palm Springs’le Paris’in ortak noktası ne?

Fotoğraflar: Sandro

Üzerine yazdığım bu lookbook üzerine düşündükçe aklıma gelenleri sıralıyorum: Art Deco bir toka, Slim Aarons’ın havuz başı fotoğrafı ve Le Corbusier’nin İstanbul’da geçirdiği birkaç hafta.

Ekim’in ilk haftası, masamda iki pencere açık: İstanbul Modern için yazdığım sergi metni ve Sandro’nun en yeni koleksiyonu. İkisine üst üste bakınca fark etmeden edemedim: lookbook da sergi kataloğu gibi okunabilir. Modeller, arkalarında bembeyaz şehir maketleri; duvarda bina çizimleri, pencereden (Paris’linin en büyük aşk-nefret objesi) Eiffel’in kendisi… Sandro, İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonunu 30 Eylül’de, Paris Moda Haftası’nın ortasında, Trocadéro’daki Cité de l’Architecture et du Patrimoine’da sundu. Lookbook’u kapatmadan önce kendime sordum ve üstüne şu an okuduğunuz yazıyı yazmaya başladım: kıyafet maketin yanına konunca anlamı nasıl pekişir?

Sandro üç galeriden hangisini seçti?

Önce binayı anlatayım. Chaillot Sarayı, 1937 Dünya Sergisi için yapıldı; mimarları Jacques Carlu, Louis-Hippolyte Boileau ve Léon Azéma, Eyfel’e bakan iki kanadı taş kaplı, yaldızlı heykellerle süslü, “klasik modern” denen üslupta tasarladı. Doğu kanadında bugün Cité de l’Architecture var; kökü 1879’a, Viollet-le-Duc’ün Fransa’nın ortaçağ kiliselerinden aldığı alçı kalıplara dayanıyor. 22 bin metrekaresiyle dünyanın en büyük mimarlık müzesi. Üç galerisinin farklı odakları var: katedral kalıpları, Gotik duvar resimleri, 1850’den bugüne modern mimarlık… Sandro üçüncüyü seçmiş. Lookbook’taki beyaz maketler Haussmann’ın Paris planı, cam çatılı olan Londra’daki Crystal Palace; aynı salonda Le Corbusier’nin Marsilya’daki Unité d’habitation’ından gerçek ölçekli bir daire duruyor, mutfağı ve merdiveniyle. Marka katedrallerin önünde durmamış; demirin, camın ve betonun yüzyılını, burjuva Paris’inin kurulduğu çağı fon almış. Bu bilinçli bir tercih elbette; sevgili okur, yazının geri kalanı o tercihi anlamaya çalışıyor.

Ceket nasıl “iskan edilir”?

Markanın koleksiyonu tanıttığı metin pek poetik açılıyor: “Bir binanın maketinden bir ceketin prototipine; bir pencereden bir kesiğe; bir plandan bir kalıba.” Ardından şu cümle geliyor: “mimarlık bakılmak için değil içinde yaşanmak için yapılır, giysi de imajdan fazlasıdır, beden onun içinde yaşar. “Alman filozof Martin Heidegger 1951’de Darmstadt’ta “İnşa Etmek, İskan Etmek, Düşünmek” başlıklı konuşmasında inşa etmenin asıl amacının barınmak olduğunu söylemişti; önce yaşarız, sonra kurarız. Sandro aynı fikri ceketin astarına dikmiş. Kurucular Evelyne ve Ilan Chetrite’in mimarlıkla ilişkisi metinde kişisel merak olarak anlatılıyor; bunu sezon teması gibi değil de ailenin kendi zevkini ilan etmesi gibi okudum ben de. (Zevk elden ele geçer demiştim geçen ay; burada anneden oğula geçiyor.)

Palm Springs neden “mimarlık kenti” olarak anılır?

Şimdi işin tuhaf tarafına geldik. Kadın koleksiyonunun notu “We Love Sunshine People” diye açılıyor: Florida, Palm Springs, New York, biraz da Karayipler. Erkek koleksiyonu ise dümeni Akdeniz’e kırıyor; Ege mavisi, terakota, “beyaz mimari ve mineral manzaralar.” İlk okuyuşta mekan Paris’i, look ise tatili anlatıyor diye düşünmek pek mümkün. Ancak hemen sonra Palm Springs’in ne olduğunu hatırlamak gerekli: çöl modernizminin başkenti. Richard Neutra’nın 1947’de bitirdiği Kaufmann Evi orada; Slim Aarons, Ocak 1970’te o evin havuz başında Amerikan modernizminin kartpostalını, Poolside Gossip’i çekti: sarı elbiseli Nelda Linsk ve arkadaşları, arkada çıplak dağlar…

Erkek koleksiyonunun beyaz Akdeniz’i de Le Corbusier’nin 1911’deki Doğu Yolculuğu’ndan tanıdık: yirmi dört yaşındaki İsviçreli Balkanlar üzerinden İstanbul’a geliyor, haftalarca kalıyor, sonra Athos’a ve Atina’ya geçiyor; Kiklad küplerinin beyazını oradan alıp Marsilya’ya kadar taşıyor. Marsilya’daki dairenin kopyası da lookbook’un çekildiği salonda. Üç coğrafya tek çizgi üzerinde duruyor: Haussmann’ın Paris’i, çöl modernizmi, Akdeniz’in beyazı. Marka bunu yazmak zorunda kalmamış; koleksiyon kendi söylüyor.

Louise Bourgeois’dan kalan köprü

Sandro’nun sanat kurumunun içine ikinci girişi bu. Geçen yıl Fransız-Amerikalı heykeltıraş Louise Bourgeois’nın işlerinden on beş parçalık yaz kapsülü çıkardılar; meşhur örümceklere dokunmadan, çocukluğu anlattığı spiralleri ve Ode à l’Oubli adlı kumaş kitabındaki dokumaları aldılar. Bourgeois’nın 1946-47’de yaptığı bir seri var: Femme Maison. Çıplak kadın bedenleri, başlarının yerinde evler… Geçen yılın sanatçısıyla bu yılın müzesi arasındaki köprü, marka düşünmüş olsun ya da olmasın, Bourgeois’nın kendi resimlerinde zaten var.

Kemerden bomber’a, koleksiyonun dört parçası

Parçalara gelince, önce kemerden başlayayım. Onunla kavuşacağız bir şekilde, orası belli oldu. Siyah kroko dokulu deri, üstünde yivli altın oval toka; lookbook’ta en az beş look’ta görünüyor: kahverengi bomber’ın belinde, gri çizgili pantolonun üstünde, bej yünlü eteğin kenarında. O yivler bana Chaillot’nun 1937’sini, sarayın terasındaki yaldızlı heykellerin dönemini hatırlatıyor.

Beli peplum gibi açılan siyah deri ceket var; peplum, ceketin belden sonra etek gibi dışarı taşan parçası, 1940’ların kıyafetlerinden bildiğimiz kalça vurgusu. Mimarlık çizimlerinin vitrini önünde duruyor ve vitrinle hiç ilgilenmiyor, hacmini kendi yaratıyor. Omuzdan sarkmış lacivert ceket, altında Bermuda, yakada sarı çiçek look’una yorum yapmadan geçemeyeceğim; resmi gardırobu dağıtıp cebe çiçek iliştirme fikri hoşuma gitti. 

Dizden aşağısı rengarenk saçağa dönüşen siyah örgü elbise; marka saçağın bedenle birlikte hareket ettiğini söylüyor, fotoğrafta model kıpırdamıyor ama inanıyorum. Bir de yıkanıp eskitilmiş deri bomber var: model sandalyenin üstüne çıkmış, kucağında hasır sepet. Paris’teki mimarlık odaklı bir mekana Palm Springs’i sokmanın en keskin-kestirme yolu olarak görünüyor gözüme.

O zaman Chanel haklı mıydı?

Coco Chanel’in biyografı Marcel Haedrich, 1971’de, Chanel’in ölümünün hemen ardından yayımladığı kitabında ondan şu cümleyi aktarır: “Moda mimarlıktır, orantı meselesidir.” Elli yıldır her moda-mimarlık yazısı buradan başlıyor. Zaha Hadid 2009’da Lacoste, 2013’te United Nude için ayakkabı çizdiğinde herkes aynı cümleyi kurdu; Hollandalı Iris van Herpen’in üç boyutlu yazıcıdan çıkan elbiseleri için her sezon yeniden kuruluyor. Benzetme yorulmadı belki, biz yorulduk. Sandro bu sezon orantıyı kıyafetin içinde aramıyor. Maketler beyaz, vitrinler cam, zemin açık gri; koleksiyonun kahvesi, beji, kırmızısı ve laciverti o fonun üstünde yerini buluyor. Orantıyı kıyafetle mekan arasında kurmuş, incelemek insana keyif veriyor. 

Parçalar ilkbaharda Türkiye’ye geliyor.

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.