12 Eylül – 3 Ekim 2026
Selin Tahtakılıç’ın “Nowhereland” başlıklı sergisi, 12 Eylül–3 Ekim 2026 tarihleri arasında Art Room’da izleyiciyle buluşuyor. Adını sanatçının aynı adlı eserinden alan sergi; ev, aidiyet, özlem ve insanın kendine ait bir yer kurma ihtiyacı etrafında şekilleniyor.
Nowhereland, kelime anlamıyla var olmayan, haritada karşılığı bulunmayan bir yere işaret ederken Tahtakılıç’ın dünyasında daha kişisel bir anlam kazanıyor. Sergide “ev”, fiziksel bir mekan olmanın yanı sıra hatıraların, ilişkilerin, çocukluğun ve duygusal bağların bir araya geldiği değişken bir alan olarak beliriyor. Bir yere ait olmak ile oradan uzaklaşmak, özlemek ile yeniden kurmak arasındaki mesafe ise serginin temel bağlamını oluşturuyor.
Tahtakılıç’ın uzun süredir üretiminde yer alan çocukluk imgeleri, masalsı anlatılar ve canlı renkler, Nowhereland’de aidiyet fikriyle buluşuyor. Sanatçının görsel dünyasında çocukluğun filtresiz duygu hali önemli bir yer tutuyor. Çocukların mutluluk, üzüntü, sevgi ve korku gibi duyguları doğrudan deneyimleme biçimlerinden beslenen Tahtakılıç, bu duyguları geometrik formlar, semboller ve gündelik hayattan tanıdık imgeler aracılığıyla yeniden kuruyor.


Selin Tahtakılıç, çocukluk yıllarında babaannesinden öğrendiği nakış tekniğiyle geleneksel el işçiliğini çağdaş illüstrasyon diliyle bir araya getiriyor. Kumaş üzerine akrilik boya ve nakışla ürettiği çalışmalar, geçmişle bugün arasında kurulan küçük bir bağa dönüşüyor. Bu kişisel hafıza, serginin “ev” fikriyle kurduğu ilişkinin de merkezinde yer alıyor. Nowhereland’de ev; geride bırakılan, özlenen ya da geri dönülen sabit bir adres olmaktan çıkarak insanın yanında taşıdığı bir duyguya dönüşüyor.

Sanatçının masalsı ve ilk bakışta iyimser görünen imgeleri, neşeli bir dünyanın parçaları olarak kalmıyor. Onların altında özlem, yalnızlık, yakınlık kurma arzusu ve bir yere ait olma ihtiyacı bulunuyor. Serginin adını taşıyan “Nowhereland” adlı çalışma da bu düşüncenin görsel karşılıklarından birini oluşturuyor. Kumaş üzerine akrilik ve nakış tekniğiyle üretilen eser, sanatçının karakteristik çocuksu anlatımını ve geleneksel nakış pratiğini bir araya getirirken adıyla varlığı belirsiz bir coğrafyaya işaret ediyor: Belki gerçekte bulunmayan, belki geçmişte kalan, belki de ancak kişinin kendi belleğinde kurabildiği bir yer.