Beden Sağlığı

Topraktan fincana: Matcha’nın wellness yolculuğu

Topraktan fincana: Matcha’nın wellness yolculuğu

Gittiğimiz kafelerin menülerinin kendine ayrılmış bir sayfasında, bir kullanıcının Instagram hikayesinde ya da markette çay reyonuna göz attığımızda karşımıza çıkan bir şey var: Matcha. Hollywood’dan wellness fenomenlerine oldukça geniş bir yelpazeye hitap eden matcha’nın sevenleri arasında yakından tanıdığımız isimler de var: Serena Williams, Bella Hadid, Jessica Alba, Justin Bieber, Brad Pitt, Gwyneth Paltrow… Sağlıklı yaşamı benimsemiş isimlerin favorisi olarak öne çıkan matcha, faydalarından ötürü küresel çapta süper gıda olarak adlandırılıyor.

Matcha’nın hayatımızda bu denli yer edinmesi yeni bir durum değil; ancak “çimen” olup olmadığı hala bir tartışma konusu. Seveninin övmekten, sevmeyeninin ise kötülemekten asla yorulmadığı matcha, wellness kültürünün bir parçası olabilecek kadar faydalı mı? Biz matcha’nın faydalarından bahsedelim, sorunun cevabına siz karar verin.

Matcha’nın kökeni

Yaygın bilgilere göre matcha’nın kökeni 7-10. yüzyıl arasında Çin’de hüküm süren Tang Hanedanlığı’na uzanıyor. Çay hasadı ve ticareti Tang Hanedanlığı döneminde başlasa da popülerleşme sürecinin 13. yüzyılda Çin’de Budizm eğitimi alan Japon bir rahibin, burada öğrendiği çay yapma yöntemini Japonya’ya götürmesi ile başladığı söylenir. Zen Budist yöntemleri ile toz haline getirilmiş çay tohumlarının Japonya’daki en yüksek kaliteli çay yapraklarını oluşturduğu kabul ediliyor. Bu dönemlerle son derece sınırlı üretimi olan matcha’yı tüketmek statü sembolü haline geldi.

Matcha’nın Asya’daki wellness kültürünün vazgeçilmez bir parçası olmasında en büyük rollerden biri Murata Juko adlı bir Zen öğrencisine ait. Juko, matcha hazırlama yöntemlerinin birbirinden ayrılmış parçalarını bir araya getirerek adeta bir ritüel oluşturdu.

Matcha, bir başka Zen ustası Sen-no-Rikyu’nun bu ritüeli saraydan alıp halk ile tanıştırmasıyla bugünkü manevi önemine kavuşmuş oldu. Rikyu, çay geleneğini Uyum, Saygı, Saflık ve Huzur ilkeleri üzerine inşa ederek matcha’yı sıradan bir çay ikramı olmaktan çıkardı. Rikyu’nun mimarı olduğu bu Japon çay seremonisine Chado ya da Sado deniliyor. Anlamı ise matcha’nın topraktan fincana uzanan hikayesini açıklar nitelikte: Çay Yolu.

Matcha’nın anatomisi

Matcha, mutfaklarımızın sevilen üyesi yeşil çay ile aynı bitkiden üretiliyor olsa da yapımında kullanılacak olan bitkinin gölgede yetiştiriliyor olması bu ikiliyi birbirinden ayırıyor. Gölgede yetiştirilmesi matcha’nın faydalarının artması anlamına gelmekte. Kurutulan yapraklar öğütülerek toz haline getiriliyor. Matcha, yeşil çay gibi demlenerek tüketilmediğinden ötürü matcha içtiğimizde direkt yaprağın kendisini tüketmiş oluyoruz. Matcha tadının çoğu insana yoğun gelmesinin sebebi buradan geliyor.

Matcha, içerdiği kafein oranı ile kahve tüketimini azaltmak isteyenler için alternatif seçeneği sunuyor. Ayrıca antioksidan içerdiği ve bunun hücre yenilenmesine destek olabildiği de matcha’nın bilinen faydaları arasında. 2024 yılında yapılmış bir araştırmada ise matcha’nın sakinliği destekleme etkili bir amino asit içerdiği belirlendi.

Matcha’nın daha az bilinen faydaları

Belirttiğim gibi, matcha ve yeşil çay aynı aileden geliyorlar. Bu yüzden bu iki çayın faydaları arasında benzerlik görebilmek mümkün. Hem matcha hem de yeşil çay bir antioksidan türü olan kateşin açısından oldukça zengin. Kateşin, vücuttaki iltihaplanma ve hücresel hasarı gidermede etkili bir rol oynuyor. Kalp dostu bu antioksidan, tansiyon ve kalp hastalıkları ile savaşıyor. Araştırmalar düzenli ve kaliteli matcha tüketiminin kalp üzerinde koruyucu bir etkisi olabileceğini gösteriyor.

Matcha’nın iyi anlaştığı diğer organlar ise beyin ve karaciğer. Matcha, içerdiği kafein bakımından kahve ile yarışabilecek potansiyelde. Bu kafeini kahve kafeininden ayıran özelliği ani enerji patlamaları ve ani düşüşlere yol açma riskinin kahveye göre daha az olması. Matcha’nın bu özelliğinin kaynağı içerdiği L-theanine amino asidi. L-theanine, beyne uyku hali vermeden sakinlik ve yüksek odak becerisi kazandırabilmesi ile biliyor. Meraklısına; bir fincan matcha’daki kafein oranı yaklaşık 70mg iken bir fincan kahvede bu oran 140mg’a kadar çıkabiliyor. Anlayacağınız, uzun gecelerinizin eşlikçisi yüksek kafeinli kahve yerine matcha olabilir!

Matcha’nın faydalarını araştırdığımda beni en şaşırtan şey matcha ve yeşil çayın içerisindeki EGCG bileşeni yani kateşinin ağız ve diş sağlığına olan desteği oldu. Kateşin, ağız içindeki plak oluşumu ve diş çürüklerine neden olan bakterilerin çoğalma hızını yavaşlatabiliyor; bakterilerin diş yüzeyine yapışmasını önleyebiliyor. Ayrıca yeşil çay ve matcha, koku üreten bakterileri azaltabilme fonksiyonları ile ağız kokusu probleminden kurtulmak isteyen kişiler tarafından tercih edilebiliyor.

Dikkat etmeniz gereken unsur ise matcha’yı ne sıklıkla ve nasıl tükettiğiniz. Uzmanlara göre günlük ideal matcha tüketimi 1-2 çay kaşığı. Bu miktar vücudunuzun günlük antioksidan ve kafein ihtiyacını karşılayabilir. Demleme aşamasında ise kaynar su yerine 80°C civarında ısıtılmış su eklemek, matcha içerisindeki faydalı bileşenleri deforme etmemiş olur.

Her ne kadar doğal olsa da matcha’nın etkileri her metabolizmada aynı seyretmeyebilir. Sağlıklı yaşam bütünsel ve bünyeye özeldir. Kronik rahatsızlık, ilaç kullanımı, gebelik gibi özel durumlarda matcha’yı beslenme rutininize dahil etmeden önce doktorunuza danışmanızı tavsiye ederiz.

Fotoğraflar: Pexels

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.