MODA

Türk tasarımcılar artık misafir değil

Türk tasarımcılar artık misafir değil

Bir zamanlar Türk tasarımcıların yurt dışındaki başarısından bahsederken aklımıza daha çok tekil hikayeler gelirdi; iyi bir defile, güçlü bir basın görünürlüğü ya da bir ünlünün üzerinde yakalanan o meşhur parça… Bugünkü tablo ise çok daha geniş. Türkiye’den çıkan ya da Türkiye kökenli olan tasarımcılar artık global moda sahnesinde birer ‘başarılı yetenek’ olarak kalmıyor; kendi estetik evrenini kurabilen, bunu Paris’ten Londra’ya, New York’tan Asya pazarına kadar taşıyabilen yaratıcı figürler olarak var oluyorlar.

Burç Akyol — Paris’in bağımsız gücü

Son yıllarda Paris moda sahnesinde adı en çok dikkat çeken Türk kökenli tasarımcılardan biri hiç şüphesiz Burç Akyol. Paris merkezli markasıyla, kadın ve erkek giyimi arasındaki sınırları oldukça rafine bir şekilde bulanıklaştıran Akyol, bedeni saklamak yerine onunla pazarlık eden bir tasarım dili kuruyor. Onun dünyasında tailoring sert ama duygusal, çıplaklık provokatif ama asla ucuz değil; daha çok kontrollü, bilinçli ve kendinden emin bir ifade biçimi.

Burç Akyol’un yurt dışındaki asıl gücü, Paris moda sisteminin içinde bağımsız bir tasarımcı olarak kendine açtığı alandan geliyor. Paris Fashion Week takviminde yer alması, onu “takip edilmesi gereken genç bir isim” olmaktan çıkarıp, sistemin gerçekten izlediği tasarımcılardan biri haline getiriyor. 2025’te Andam Pierre Bergé Ödülü’nü kazanması bu yükselişi daha da görünür kıldı. Çünkü Andam gibi ödüller, tek başına yaratıcı bir vizyonu değil, aynı zamanda markanın uluslararası potansiyelini de işaret ediyor.

Son projelerine baktığımızda ise, Akyol’un Paris’te inşa ettiği estetiğin giderek daha netleştiğini görüyoruz. İlkbahar/Yaz 2026 ve Sonbahar/Kış 2026-2027 koleksiyonları, onun imzası haline gelen keskin silüetleri, bedeni açıkta bırakan ama onu seyirlik bir objeye çevirmeyen yaklaşımı ve couture ile ready-to-wear arasında gidip gelen çizgisini daha da görünür kıldı. Kısacası Burç Akyol, Paris’te sadece koleksiyon gösteren bir isim değil; kendi dilini kurmaya başlayan bir moda karakteri.

Dilara Fındıkoğlu — Londra’nın gotik-feminist sesi

Dilara Fındıkoğlu, son yıllarda Londra moda sahnesinin en güçlü, en rahatsız edici ve en çok konuşulan isimlerinden biri. İstanbul doğumlu, Londra merkezli tasarımcı; punk, gotik romantizm, Osmanlı referansları, Katolik ikonografi, feminizm ve beden politikalarını aynı potada eriten çok kuvvetli bir görsel evren kuruyor. Onun tasarımlarında güzellik hiçbir zaman steril değil; aksine biraz öfkeli, biraz erotik, biraz karanlık ve fazlasıyla bilinçli.

Dilara’yı önemli kılan şey, sırf estetik olarak çarpıcı kıyafetler üretmesi değil; moda üzerinden bir tür kadınlık, güç ve özgürlük tartışması açması. London Fashion Week’te sunduğu koleksiyonlar, çoğu zaman sadece “Ne giyilecek?” sorusuna değil, “Beden kime ait?”, “Kadınlık nasıl temsil ediliyor?” ve “Güzellik ne zaman tehditkar olabilir?” gibi daha derin sorulara da cevap veriyor.

Son dönemdeki en güçlü moment’lerinden biri, İlkbahar/Yaz 2026 koleksiyonuyla yeniden Londra’nın en çok konuşulan tasarımcılarından biri haline gelmesi oldu. Aynı dönemde, Kim Kardashian gibi global figürlerin Dilara Fındıkoğlu giymesi, markanın editoryal bir çevreyle sınırlı kalmadığını, popüler kültürün en görünür alanlarında da yankı bulduğunu gösterdi. 2025 Fashion Awards’ta, Vanguard Award kazanması ise Dilara’nın artık alternatif ve cool bir isim olarak kalmadığını, endüstri tarafından da ciddiye alınan bir yaratıcı güç olduğunu kanıtladı.

Safa Şahin — Sneaker’ı bir tasarım objesine çeviren isim

Safa Şahin’in hikayesi, moda dünyasında çoğu zaman ikinci planda bırakılan ama aslında devasa bir endüstri olan ayakkabı tasarımının ne kadar güçlü bir yaratıcı alan olduğunu hatırlatıyor. Yozgat doğumlu tasarımcı, klasik moda tasarımcısı anlatısından biraz farklı bir yerde duruyor; onun sahnesi podyumdan çok sneaker dünyası, lüks markaların ayakkabı departmanları ve fütüristik form arayışları.

Şahin’in kariyerindeki kırılma noktalarından biri Nike ile çalışmasıydı. Daha sonra Balmain’de sneaker tasarımının başına geçmesi, onu global lüks moda içinde görünür kılan en önemli adımlardan biri oldu. Balmain döneminde tasarladığı fütüristik sneaker dili, markanın daha agresif, daha teknolojik ve daha genç bir enerjiyle konuşmasına yardımcı oldu. Ardından Bottega Veneta ile anılması, onun sportif ayakkabı estetiğinin ötesine geçerek, lüks moda evlerinin daha sofistike ürün kategorilerinde de karşılık bulduğunu gösterdi.

Safa Şahin’i bu liste için ilginç yapan, Türk tasarımcı tanımını sadece ready-to-wear veya couture üzerinden düşünmememiz gerektiğini göstermesi. Bugün sneaker, moda endüstrisinin en kültürel, en ticari ve en koleksiyonluk alanlarından biri. Bir sneaker’ın formu, rengi, tabanı, hacmi ve hatta garipliği bile başlı başına bir statü sembolüne dönüşebiliyor. Şahin tam da bu noktada, ayakkabıyı sadece giyilen bir ürün değil, bir arzu nesnesi ve karakter objesi olarak ele alıyor.

Son olarak, adının Chanel’in sneaker tasarım ekibiyle anılması, bu çizginin hala devam ettiğini gösteriyor. Eğer bu bilgi ilerleyen dönemde daha geniş uluslararası kaynaklarla da desteklenirse, Safa Şahin’i lüks sneaker tasarımında Türkiye’den çıkmış en önemli figürlerden biri olarak okumak hiç de abartılı olmaz.

Bora Aksu — Londra romantizminin karanlık ve zarif yüzü

Bora Aksu, bu listedeki en köklü ve istikrarlı isimlerden biri. İzmir doğumlu, Londra merkezli tasarımcı; Central Saint Martins sonrası kurduğu markasıyla uzun yıllardır London Fashion Week takviminde yer alıyor. Onun dünyası, romantik ama asla fazla tatlı olmayan, masalsı ama içinde mutlaka bir kırılma taşıyan bir estetik üzerine kurulu.

Bora Aksu’nun tasarımlarında dantel, tül, nakış, katmanlar ve pastel tonlar sık sık karşımıza çıkar fakat bu romantizm hiçbir zaman tamamen masum değildir. Arkasında çoğu zaman bir hafıza, bir kayıp, bir çocukluk imgesi ya da hafif tekinsiz bir hikaye vardır. Bu yüzden Bora Aksu’nun kadınları sadece narin görünmez; aynı zamanda kendi melankolisini taşıyan, kendine ait bir iç dünyası olan karakterler gibi durur.

Yurt dışında en güçlü olduğu yer elbette Londra. Ancak Bora Aksu’nun etkisi sadece defilelerle sınırlı değil; Asya-Pasifik pazarındaki güçlü retail varlığı, markanın ticari olarak da uluslararası bir karşılığı olduğunu gösteriyor. Son koleksiyonlarında da bu anlatı devam ediyor. İlkbahar/Yaz 2026 koleksiyonunda kırık oyuncak bebeklerden ilham alan, daha duygusal ve kusurları sahiplenen bir evren kurarken, Sonbahar/Kış 2026 koleksiyonunda yine tarih, hayalet hikayeleri ve romantik karanlık arasında gidip gelen bir atmosfer yarattı. Bora Aksu’nun başarısı tam da burada: Londra’nın romantik damarını yıllardır kendi filtresinden geçirerek, sürdürülebilir bir marka diline dönüştürebilmesinde.

Erdem Moralıoğlu — Moda, sanat ve hafızanın kesişiminde

Erdem Moralıoğlu, global moda sahnesinde artık ‘Türk kökenli başarılı bir tasarımcı’ ifadesiyle sınırlı kalmayıp, çağdaş İngiliz modasının en rafine ve en entelektüel seslerinden biri olarak anılıyor. Türk bir baba ve İngiliz bir annenin çocuğu olarak Montreal’de doğan, kariyerini Londra’da kuran Erdem; markasında kimlik, hafıza, sanat tarihi ve kadınlık temalarını son derece zarif bir şekilde işliyor.

Erdem’in dünyasında kıyafet hiçbir zaman sadece kıyafet değil. Bir tabloya, bir arşiv fotoğrafına, unutulmuş bir kadının biyografisine, bir tiyatro kostümüne ya da bir müze odasına açılan bir kapı gibidir. Bu sebeple, Erdem’in koleksiyonları sadece moda basını tarafından değil, kültür-sanat çevreleri tarafından da takip edilir. Tasarımlarının müze koleksiyonlarında yer alması ve kültürel kurumlarla kurduğu ilişki, markayı klasik bir lüks moda evinden daha entelektüel bir noktaya taşır.

Son dönemde Erdem için en önemli başlıklardan biri, markanın yirminci yılına yaklaşan ve bu hafızayı kutlayan koleksiyonları oldu. Sonbahar/Kış 2026 koleksiyonu, “The Imaginary Conversation” başlığıyla markanın geçmişiyle bugünü arasında zarif bir diyalog kurdu. Erdem Moralıoğlu’nun gücü de tam olarak burada yatıyor: Zamanın ruhunu yakalamaya çalışmak yerine, kendi zamanını inşa ediyor. Bu da onu trendlerin ötesinde, daha kalıcı bir moda figürü haline getiriyor.

Fotoğraf: Burç Akyol & Dilara Fındıkoğlu

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.