Carrie Bradshaw’ın bir sokakta saldırıya uğradığı sahneyi hatırlıyor musunuz? Soyguncu çantasını istediğinde, “It’s not a bag, it’s a Baguette.” diye düzeltiyordu. O cümle yalnızca Sex and the City tarihinin en ikonik repliklerinden biri olmadı; aynı zamanda bir çantanın moda tarihindeki yerini de ölümsüzleştirdi. Aradan geçen çeyrek asırdan sonra o Baguette yeniden karşımızda. Üstelik bu kez vitrinlerde değil, vintage butiklerde, açık artırmalarda ve ikinci el platformlarında.
Aslında son birkaç yıldır modada yaşanan en büyük değişim, yeni koleksiyonlardan çok eski koleksiyonlarda yaşanıyor. Bir dönem “ikinci el” denildiğinde akla ekonomik bir alternatif gelirken, bugün vintage bambaşka bir anlam taşıyor. Artık mesele tasarruf etmek değil; geçmişe ait, karakteri olan ve herkeste bulunmayan bir parçaya sahip olmak. Lüks tüketimin tanımı da tam bu noktada değişiyor. Uzun yıllar boyunca lüks, mağazadan çıkan en yeni koleksiyona ilk ulaşabilmekti. Bugün ise asıl prestij, artık üretilmeyen bir parçayı bulabilmekte yatıyor. Bir başka deyişle, herkesin satın alabildiği değil, kimsenin kolay kolay ulaşamadığı parçalar değer kazanıyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Fendi Baguette.

1997 yılında Silvia Venturini Fendi tarafından tasarlanan çanta, adını Fransızların baget ekmeğini kolunun altında taşıma şeklinden alıyordu. Küçük, omuz altına sıkışan ve dönemi için oldukça cesur bir siluete sahipti. Ancak onu gerçek bir fenomene dönüştüren tasarımından çok popüler kültür oldu. Carrie Bradshaw’ın omzunda görüldüğü andan itibaren Baguette, dönemin “it bag” kavramını yeniden tanımladı.
İlginç olan ise bugün en çok aranan Baguette’lerin yeni üretilenler değil, yirmi yıl önce tasarlanan modeller olması. İşlemeli versiyonlar, payetli koleksiyonlar, denim kumaşlı tasarımlar ya da sınırlı sayıda üretilen sanatçı iş birlikleri, koleksiyonerlerin radarında. Aynı durum Dior’un Galliano dönemine ait Saddle Bag’leri, Tom Ford’un Gucci yıllarındaki parçaları ya da Phoebe Philo’nun Céline tasarımları için de geçerli. Moda dünyasında “archive fashion” kavramının bu kadar sık konuşulmasının nedeni de tam olarak bu.
Bugün Zendaya’nın kırmızı halıda tercih ettiği bir elbisenin yıllar önce John Galliano’nun Dior için hazırladığı bir koleksiyondan çıkması tesadüf değil. Bella Hadid’in Jean Paul Gaultier arşivlerini giymesi, Kylie Jenner’ın vintage Alaïa parçalarını tercih etmesi ya da Rihanna’nın eski sezon couture tasarımlarına yönelmesi de öyle. Çünkü moda artık sürekli yeniyi arayan bir sektör olmaktan çıkıyor. Tam tersine, geçmişin en iyi tasarımlarını yeniden keşfediyor. Bunda sosyal medyanın da büyük payı var. Algoritmalar herkese aynı trendleri gösteriyor, aynı çantalar aynı ayakkabılar ve aynı kombinler milyonlarca kez karşımıza çıkıyor. Böyle bir ortamda gerçekten farklı görünmenin yolu, yeni sezon alışverişinden değil, geçmişten geçiyor. Vintage’ın yükselişi biraz da bu yüzden bireyselliğin yükselişi.

Bir Baguette çantanın çizikleri, yıllar içinde değişen rengi ya da yaşanmışlığı artık kusur olarak görülmüyor. Tam aksine, parçanın hikayesinin bir parçası kabul ediliyor. Belki de lüksün en ilginç dönüşümü burada yaşanıyor. Eskiden kusursuz olmak değerliydi; bugün karakter sahibi olmak. Üstelik bu ilgi yalnızca kıyafetlerle sınırlı değil. Saatlerden mücevherlere, güneş gözlüklerinden valizlere kadar pek çok kategoride koleksiyonculuk yeniden yükselişte. Özellikle sınırlı üretim parçalar ve belirli dönemlerin tasarımları, yatırım gözüyle değerlendiriliyor. Birçok moda tutkunu artık gardırop oluştururken “Bu parçayı ne kadar severim?” kadar “Bu parçanın hikayesi ne?” sorusunu da soruyor. Bu değişim, moda evlerini de etkiliyor. Son yıllarda pek çok marka kendi arşivlerinden ilham alan koleksiyonlar hazırlıyor. Fendi’nin Baguette’i yeniden yorumlaması, Dior’un Saddle Bag’i geri getirmesi ya da Gucci’nin Tom Ford dönemine göndermeler yapması bunun en görünür örnekleri. Geçmiş artık yalnızca ilham kaynağı değil; markaların en güçlü sermayelerinden biri. Belki de vintage’ın bu kadar güçlü geri dönüş yapmasının nedeni tam olarak bu.
Moda tarihinde ilk kez insanlar geleceği takip etmek için geçmişe bakıyor. Ve belki de yeni lüksün en doğru tanımı şu: Gerçek lüks, en yeni parçaya sahip olmak değil; yıllar önce tasarlanmış, bugün hala heyecan uyandıran bir parçayı bulabilmek. Çünkü bazı tasarımlar sezonluk değildir. Fendi Baguette gibi… Onlar zamanın kendisine dönüşür.
Fotoğraflar: Instagram