MODA

Yeni moda otoritesi kim?

Yeni moda otoritesi kim?

Bir zamanlar modanın gündemini dergiler, editörler ve eleştirmenler belirliyordu. Bugün bir TikTok videosu, yılların moda eleştirmeninden daha fazla insana ulaşabiliyor. Peki görünür olmakla moda hakkında söz sahibi olmak aynı şey mi?

Bir zamanlar bir koleksiyonun başarılı olup olmadığını öğrenmek için moda eleştirmenlerinin yazılarını beklerdik. Bir tasarımcının yeni dönemini anlamak, sezonun önemli silüetlerini keşfetmek ya da hangi markanın yükselişte olduğunu görmek için moda dergilerine bakardık. Bugün ise bir defile henüz bitmeden yüzlerce yorumla karşılaşıyoruz.

TikTok’ta bir içerik üreticisi koleksiyonu beğenmediğini söylüyor, Instagram’da başka biri sezonun en iyi defilesini seçiyor, X’te bir görünüm dakikalar içerisinde viral oluyor. Ertesi sabah algoritma bize hangi tasarımcıyı sevmemiz, hangi koleksiyonu başarısız bulmamız gerektiğini neredeyse söylemiş oluyor.

Moda hiç olmadığı kadar fazla insan tarafından konuşuluyor. Peki bu, modanın daha iyi anlaşıldığı anlamına mı geliyor?

Moda otoritesi nasıl el değiştirdi?

Moda dergileri uzun yıllar boyunca sektörün en önemli kültürel aracılarıydı. Editörler sırf yeni koleksiyonları tanıtmıyor, hangi tasarımcıların dikkat çekmeyi hak ettiğini ve modanın hangi yöne ilerlediğini de yorumluyordu.

Anna Wintour, Suzy Menkes ve Cathy Horyn gibi isimlerin etkisi, sadece kişisel beğenilerinden değil; yıllar içerisinde oluşturdukları bilgi birikiminden, sektör deneyiminden ve eleştirel bakış açılarından geliyordu. Elbette bu sistem kusursuz değildi.

Moda dünyasının kapalı yapısı, belirli isimlere ve markalara tanınan ayrıcalıklar, reklam ilişkileri ve sektör içindeki güç dengeleri uzun yıllardır tartışılıyor. Kimin önemli kabul edileceğine küçük bir grubun karar vermesi, yeni yeteneklerin görünürlüğünü de sınırlayabiliyordu. Sosyal medya bu düzeni önemli ölçüde değiştirdi. Artık moda hakkında söz sahibi olmak için bir dergide çalışmak, büyük bir modaevinin davet listesinde bulunmak veya sektörün geleneksel kapılarından geçmek gerekmiyor.

Bu değişim, farklı bakış açılarının duyulması açısından oldukça değerli. Ancak yeni bir sorunu da beraberinde getiriyor: Herkesin fikrini paylaşabildiği bir ortamda, hangi fikrin gerçekten bilgiye dayandığını nasıl ayırt edeceğiz?

Bir defileyi beğenmemek, onu eleştirmek midir?

Bugün sosyal medyada en sık karşılaştığımız moda yorumlarından bazıları oldukça basit: “Çok kötü olmuş”, “Bunu kim giyer?”, “Eski kreatif direktör daha iyiydi.”

Elbette herkesin bir koleksiyonu beğenme veya beğenmeme hakkı var. Moda yalnızca uzmanların yorumlayabileceği bir alan değil. Ancak kişisel beğeniyle moda eleştirisi arasında önemli bir fark bulunuyor.

Bir koleksiyonu eleştirmek, sırf kıyafetlerin güzel olup olmadığını değerlendirmekten ibaret değil. Tasarımcının ne anlatmak istediğini, markanın geçmişiyle nasıl ilişki kurduğunu, kullanılan silüetlerin hangi döneme referans verdiğini ve koleksiyonun günümüz moda dünyasında nasıl bir karşılığı olduğunu da anlamayı gerektiriyor. Örneğin bir Comme des Garçons koleksiyonunu sadece günlük hayatta giyilebilirliği üzerinden değerlendirmek, Rei Kawakubo’nun moda aracılığıyla sorguladığı beden, form ve güzellik kavramlarını göz ardı etmek anlamına gelebilir.

Benzer şekilde bir tasarımcının arşivlere dönmesini otomatik olarak yaratıcılık eksikliği olarak yorumlamak da yeterli değil. Önemli olan, geçmişten alınan referansla ne yapıldığı. Bir koleksiyonu sevmemek son derece doğal. Fakat neden sevmediğimizi açıklayabilmek, tartışmayı bambaşka bir seviyeye taşıyor.

Algoritmaların sevdiği eleştiri

Sosyal medyanın moda yorumculuğunu değiştiren en önemli unsurlarından biri de içeriklerin nasıl yayıldığı.

Bir koleksiyonun tarihsel referanslarını, kumaşlarını ve tasarım dilini anlatan uzun bir değerlendirme yerine, birkaç saniyede güçlü bir tepki yaratan video çok daha fazla dikkat çekebiliyor. “Bu tasarımcı markayı mahvetti” demek, koleksiyonun neden başarılı veya başarısız olduğunu ayrıntılarıyla açıklamaktan daha kolay.

Üstelik kesin hükümler, sosyal medyada çoğu zaman daha fazla etkileşim yaratıyor. Bir tasarımcı ya dahi ilan ediliyor ya da tamamen başarısız bulunuyor. Aradaki yorumlara daha az yer kalıyor. Bu şekilde moda eleştirisi zaman zaman bir bilgi paylaşımından çok, kimin en çarpıcı yorumu yapacağı yarışına dönüşebiliyor. Ancak burada sorumluluk sadece içerik üreticilerinde değil.

Dijital platformların çalışma biçimi, medya kuruluşlarının hız baskısı ve izleyicilerin tüketim alışkanlıkları da bu dönüşümün parçası. Bir defile hakkında düşünmek için zaman ayırmak yerine, mümkün olduğunca hızlı fikir belirtmenin ödüllendirildiği bir ortamdayız.

Peki moda dergileri otoritelerini kaybetti mi?

Geleneksel moda medyasının etkisinin değiştiği açık. Ancak bu, moda editörlüğünün veya eleştirmenliğinin önemini kaybettiği anlamına gelmiyor. Aksine, her gün binlerce görüntüye ve yoruma maruz kaldığımız bir dönemde bilgiyi bağlamına oturtabilmek daha da değerli hale geliyor.

Bir moda editörünün görevi artık sadece hangi çantanın popüler olacağını söylemek değil. Bir tasarımın neden önemli olduğunu, hangi kültürel değişimle ilişkili olduğunu ve moda tarihindeki yerini açıklayabilmek. Bu durum Türkiye açısından da önemli.

Türkiye’de moda içerikleri uzun zamandır ünlülerin kombinleri, alışveriş önerileri, trend listeleri ve marka etkinlikleri etrafında şekilleniyor. Elbette bunların da moda yayıncılığında bir yeri var. Ancak Türkiye’nin güçlü tekstil üretim kapasitesi, yetişen tasarımcıları, yerel markaları ve uluslararası pazardaki konumu düşünüldüğünde konuşulabilecek çok daha fazla konu bulunuyor. Bir Türk markasının neden küresel ölçekte büyüyemediği, yerel tasarımcıların hangi ekonomik zorluklarla karşılaştığı veya uluslararası modaevlerinin Türkiye pazarına nasıl yaklaştığı da moda gazeteciliğinin parçası olmalı.

Moda sırf kimin ne giydiğiyle değil, kıyafetlerin arkasındaki kültürel ve ekonomik sistemle de ilgili.

Takipçi sayısı yeni otorite ölçütü mü?

Bugün bir içerik üreticisinin milyonlarca takipçisi olması, markalar açısından büyük bir iletişim gücü anlamına gelebiliyor. Ancak görünürlük, uzmanlık ve güvenilirlik aynı kavramlar değil.

Çok takip edilen bir kişi moda tarihi konusunda derin bilgi sahibi olmayabilir. Buna karşılık yıllardır sektörü takip eden bir eleştirmenin sosyal medyada çok daha küçük bir kitlesi olabilir. Bu durum birinin diğerinden daha değerli olduğu anlamına gelmiyor. İkisi farklı ihtiyaçlara karşılık veriyor.

İçerik üreticileri modayı daha erişilebilir, eğlenceli ve katılımcı hale getirebilirken moda gazetecileri ve eleştirmenler daha kapsamlı bir analiz sunabiliyor. Üstelik bu roller artık birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıyor. Bir içerik üreticisi son derece nitelikli moda eleştirileri yapabilir. Bir moda editörü de sosyal medyanın dilini kullanarak geniş kitlelere ulaşabilir. Önemli olan kişinin hangi platformda konuştuğundan çok, söylediklerini neye dayandırdığı.

Modanın yeni otoritesi kim olacak?

Belki de artık tek bir moda otoritesinden söz etmek mümkün değil. Dergiler, eleştirmenler, içerik üreticileri, tüketiciler ve hatta algoritmalar modanın gündemini birlikte şekillendiriyor. Bu değişimin demokratikleştirici bir tarafı var. Daha önce duyulmayan sesler artık tartışmanın parçası olabiliyor. Ancak aynı zamanda bilgiyle popülerliğin birbirine karışması riskini de taşıyor.

Moda dünyasının ihtiyacı, yeniden yalnızca birkaç kişinin neyin iyi olduğuna karar verdiği eski düzene dönmek değil. Daha fazla insanın konuşabildiği, ancak eleştirinin de sadece beğeni ve beğenmeme düzeyinde kalmadığı bir kültür oluşturmak. Çünkü bir koleksiyonu herkes yorumlayabilir. Ama iyi bir moda eleştirisi, bize sadece o koleksiyon hakkında ne düşüneceğimizi söylemez; daha önce fark etmediğimiz bir şeyi görmemizi sağlar.

Bugün modanın en büyük sorunu konuşacak insan bulamamak değil. Bu kadar çok sesin arasında gerçekten söyleyecek sözü olanları ayırt edebilmek.

Fotoğraflar: @falstaff.living, @miranda_priestly.devil, @wintourworld

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.