MODA

Zevklerimiz gerçekten bize mi ait?

Zevklerimiz gerçekten bize mi ait?

Bir dönem kişisel stil, insanın kendisini ifade etme biçimlerinden biriydi. Bugün ise ne giyeceğimizden evimizi nasıl dekore edeceğimize, hangi kafeye gideceğimizden hangi markaları tercih edeceğimize kadar pek çok kararımız sosyal medya algoritmalarının etkisi altında.

Pinterest’te karşımıza çıkan kusursuz evler, TikTok’ta milyonlarca kez izlenen kombinler, Instagram’da tekrar tekrar gördüğümüz çantalar… Farklı hesapları takip etsek de sonunda benzer görüntülerle karşılaşıyoruz. Üstelik artık trendlerin yalnızca kendileri değil, onlara verilen isimler de hızla değişiyor. Clean girl, old money, mob wife, office siren derken kişisel stil neredeyse hazır estetik kategorilerinden birini seçmeye dönüştü.

Peki bu kadar çok ilhama erişebildiğimiz bir dönemde neden birbirimize bu kadar benziyoruz?

Kişisel stil mi, kolektif beğeni mi?

Moda tarihine baktığımızda trendlerin her zaman var olduğunu görüyoruz. Ancak geçmişte bir estetiğin yayılması ve dönüşmesi yıllar alabilirken bugün birkaç hafta içinde milyonlarca insan aynı görsel dili benimseyebiliyor.

Özellikle sosyal medya, belirli bir estetiği yalnızca popülerleştirmiyor; onu nasıl uygulamamız gerektiğini de gösteriyor. Hangi parçaları satın alacağımız, hangi renkleri birlikte kullanacağımız, hatta nasıl fotoğraf çekeceğimiz bile önceden belirlenmiş gibi. Böylece kişisel stil, zaman içerisinde gelişen bir tercih olmaktan çıkıp takip edilmesi gereken bir görsel formüle dönüşebiliyor.

Bir dönem farklı görünmek için modayla ilgilenirken bugün modayla ilgilendikçe birbirimize benzeme ihtimalimiz artıyor.

Lüksün yeni çelişkisi: Herkesin istediği şeye sahip olmak

Bu durum özellikle lüks moda dünyasında ilginç bir çelişki yaratıyor. Lüks tüketim uzun yıllar boyunca ayrıcalık, kişisellik ve nadir bulunurlukla ilişkilendirildi. Bugün ise bir ürünün arzu nesnesine dönüşmesinde sosyal medyadaki görünürlüğü büyük rol oynuyor.

Bir çanta, ayakkabı veya aksesuar önce defilelerde karşımıza çıkıyor, ardından ünlülerin üzerinde görülüyor ve kısa süre içerisinde sosyal medyanın en çok konuşulan parçalarından birine dönüşüyor. Elbette popüler olmak bir tasarımın değerini azaltmıyor. Ancak herkesin aynı parçayı arzuladığı bir ortamda lüksün bireysellikle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmek gerekiyor.

Örneğin The Row’un sade silüetleri veya Miu Miu’nun kendine özgü stil anlayışı yalnızca koleksiyonlarıyla değil, etraflarında oluşan estetik dünyayla da ilgi görüyor. Bir markayı tercih etmek zaman zaman belirli bir zevk anlayışına ait olduğumuzu göstermenin yoluna dönüşebiliyor. Oysa iyi giyinmekle doğru markaları tanımak aynı şey değil. Bir tasarımın popülerliğini bilmek, onu kişisel stilimizin bir parçası haline getirebildiğimiz anlamına gelmiyor.

Yapay zeka çağında özgünlüğün değeri

Yapay zeka artık birkaç saniye içerisinde bir moda kampanyası, dekorasyon önerisi veya kusursuz bir moodboard oluşturabiliyor.

Görsel üretimin bu kadar kolaylaştığı bir dünyada estetik açıdan güzel bir şey yaratmak tek başına yeterli mi? Çünkü güzel görünen bir görüntüyle güçlü bir bakış açısına sahip olmak aynı şey değil.

Moda tarihinde iz bırakan tasarımcıları düşündüğümüzde onları önemli kılan yalnızca güzel kıyafetler üretmeleri değildi. Alexander McQueen’in teatral anlatımı, Rei Kawakubo’nun geleneksel güzellik anlayışına meydan okuyan tasarımları veya Miuccia Prada’nın alışılmış estetik kodları sorgulaması, birbirinden farklı düşünme biçimlerinin sonucuydu. Bu isimlerin ortak noktası, herkesin güzel bulduğu şeyleri tekrar etmek yerine kendi estetik dünyalarını oluşturmalarıydı.

Beğenmek başka, anlamak başka

Bugün moda tarihinin neredeyse tamamına birkaç tıklamayla ulaşabiliyoruz. Geçmiş koleksiyonları inceleyebiliyor, arşiv parçalarını keşfedebiliyor ve yıllar önce gerçekleşmiş defileleri yeniden izleyebiliyoruz. Ancak bu erişim kolaylığı, gördüğümüz her şeyi gerçekten anladığımız anlamına gelmiyor.

Örneğin bir Prada koleksiyonundaki alışılmadık renk birlikteliğini yalnızca güzel veya çirkin olarak değerlendirmek mümkün. Fakat markanın yıllardır sürdürdüğü estetik yaklaşımı bildiğimizde aynı tasarım çok daha farklı bir anlam kazanabiliyor. Benzer şekilde, bir arşiv parçasının değerini yalnızca nadir bulunması değil, ait olduğu dönemin moda anlayışı ve tasarımcının kariyerindeki yeri de belirliyor.

Moda, sanat, sinema ve tasarım birbirinden bağımsız alanlar değil. Bir filmi izlemek, bir sergiyi gezmek veya farklı dönemlerin görsel kültürünü incelemek, giyim tercihlerimizi de farkında olmadan etkileyebiliyor. Bu yüzden kişisel zevk yalnızca karşımıza çıkan görüntülerden değil, zaman içerisinde edindiğimiz kültürel birikimden de besleniyor.

Her trendi beğenmek zorunda değiliz

Bugün kişisel stil oluşturmak için hiç olmadığı kadar fazla kaynağa sahibiz. Ancak bu bolluk, bazen kendi tercihlerimizi fark etmemizi zorlaştırıyor. Bir parçayı gerçekten sevdiğimiz için mi satın alıyoruz, yoksa onu yeterince fazla gördüğümüz için mi beğenmeye başlıyoruz? Belki de kişisel stilin en önemli tarafı yalnızca neyi sevdiğimizi bilmek değil, neyi sevmediğimizi de.

Fotoğraflar: @cristinahudacov, @fashion.voyage, @whoppah

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.