Ruh Sağlığı

Arkadaşlık da toksik olabilir mi?

Arkadaşlık da toksik olabilir mi?

Son zamanlarda en sık duyduğum cümle şu: “Artık kimseye eskisi kadar tahammülüm yok.”

İlginç olan ise bu cümlelerin eski sevgililer için değil, arkadaşlar için kuruluyor olması.

Bir süre sonra bunun tesadüf olmadığını düşündüm. Sanki hepimiz aynı anda arkadaşlıklarımızı sorgulamaya başladık.

Ve aklıma şu soru geldi: Hangisi daha çok can yakar? Bir sevgiliden ayrılmak mı, yoksa yıllarınızı paylaştığınız bir arkadaşınızı kaybetmek mi?

İlk refleksimiz çoğu zaman aşk oluyor. Çünkü ayrılık denince hafızamız önce eski bir ilişkiye gidiyor. Şarkılar, filmler ve romanlar bize yıllarca en büyük acının romantik ilişkilerden doğduğunu anlattı. Aşkın yasını nasıl tutacağımızı öğrendik.

Ama dostluğun yasını hiç konuşmadık.

Sevgilinizden ayrıldığınızda insanlar sizi arar, “İyi misin?” diye sorar. Oysa yıllardır hayatınızda olan bir arkadaşınız sessizce uzaklaştığında aynı ilgiyi görmezsiniz. Sanki arkadaşlıkların bitmesi hayatın doğal akışıymış gibi davranırız.

Oysa “sadece arkadaş” dediğimiz insanlar, çoğu zaman hayatımızın en önemli tanıklarıdır. Çocukluğumuzu bilirler. İlk başarımızı hatırlarlar. En kötü günümüzde kapımızı çalan bazen ailemiz değil, onlardır.

Belki de bu yüzden arkadaş kaybetmek, sadece bir insanı kaybetmek değildir.

Birlikte kurduğunuz hayatın bir bölümünü de kaybetmektir.

Bugün birçok arkadaşlık büyük kavgalarla değil, sessizlikle bitiyor. Bir zamanlar gün içinde defalarca konuştuğunuz biriyle artık haftalarca haberleşmiyorsunuz. Mesajlar gecikiyor, buluşmalar erteleniyor ve mesafe fark edilmeden normalleşiyor.

Tam da bu dönemde hayatımıza yeni bir kavram girdi:

Toksik arkadaşlık

Eskiden daha çok romantik ilişkiler için kullandığımız bu ifade artık dostlukları tanımlamak için de kullanılıyor.

Peki gerçekten daha fazla toksik arkadaşlık mı yaşıyoruz?

Yoksa ilk kez bize iyi gelmeyen ilişkileri fark etmeye ve onlara isim vermeye mi başladık?

Sanırım ikisi de.

Çünkü yaş aldıkça ilişkilerden beklentimiz değişiyor. Yirmili yaşlarda “Boş ver.” diyebildiğimiz şeyler, otuzlarda aynı kolaylıkla geçip gitmiyor. Zamanın sınırlı olduğunu fark ettikçe enerjimizi kiminle paylaştığımız daha önemli hale geliyor.

Belki de bu yüzden artık kendimize şu soruyu daha sık soruyoruz:

“Bu ilişki bana gerçekten iyi geliyor mu?”

Hayatımıza giren herkese “arkadaş” diyoruz ama aslında aynı arkadaşlığı yaşamıyoruz.

Bazı insanların yanında kendimizi açıklamak zorunda kalmayız. Aylar sonra bile kaldığımız yerden devam ederiz. Çünkü o ilişkide performans yoktur; kabul görmek için çaba harcamamız gerekmez.

Bazı arkadaşlıklar ise sadece alışkanlık olarak devam eder. Kimse kötü biri değildir; sadece iki insan farklı yönlere doğru büyümüştür.

Ve bir de insanı fark ettirmeden tüketen ilişkiler vardır.

Başarınızı anlatırken kelimelerinizi seçersiniz. Sürekli anlayan taraf siz olursunuz. İlk mesajı atan, plan yapan, gönül alan hep sizsinizdir. Bir süre sonra ilişkinin içinde iki kişi değil, tek kişi emek veriyormuş gibi hissetmeye başlarsınız.

İşte toksiklik bazen tam da burada başlar.

Çünkü toksiklik her zaman bağırmaz.

Bazen küçücük cümlelerin içinde saklanır.

Hiç tanımadığınız birinin eleştirisini birkaç saat sonra unutabilirsiniz. Ama çok sevdiğiniz bir arkadaşınızın söylediği tek bir cümle yıllarca zihninizde kalabilir.

Çünkü bizi yaralayan şey söylenen sözden çok, onu söyleyen kişidir.

Kimse bir sabah “Ben toksik bir arkadaşlığın içindeyim.” diye uyanmaz.

Her şey yavaş yavaş olur.

Başarınız küçümsenir.

Sınır koyduğunuz için suçlu hissedersiniz.

Kendinizi sürekli açıklama ihtiyacı duyarsınız.

Ve bir gün fark edersiniz ki onun yanındayken kendiniz gibi davranamıyorsunuz.

Belki de bir ilişkinin sağlıklı olup olmadığını anlamanın en basit yolu budur:

O insanın yanınızdayken kendiniz olabiliyor musunuz?

Elbette her biten arkadaşlık toksik değildir.

Bazen insanlar değişir.

Hayat değişir.

Öncelikler değişir.

Ve bazen iki insan birbirini hala sevse bile aynı yolda yürüyemez.

Her vedaya bir suçlu aramak zorunda değiliz.

Çünkü bazı ilişkiler kötü oldukları için değil, tamamlandıkları için biter.

Yazının başındaki soruya dönersek…

Hangisi daha çok acıtır?

Bir sevgiliden ayrılmak mı, bir arkadaşınızı kaybetmek mi?

Belki bunun tek bir cevabı yok.

Ama şuna inanıyorum:

Bir insan hayatımızdan çıktığında sadece onu kaybetmeyiz.

Onun yanında olduğumuz halimizi de kaybederiz.

Birlikte güldüğümüz anları…

Sadece onun bildiği hikayeleri…

Bize bakan o tanıdık gözleri…

Belki de en çok bu yüzden bazı vedalar yıllar geçse bile içimizde yaşamaya devam eder.

Çünkü gerçek dostluk, birlikte geçirilen zamandan çok daha fazlasıdır.

İnsanın kim olduğuna sessizce tanıklık eden bir bağdır.

Ve o bağ koptuğunda, geriye sadece eksilen bir insan değil; biraz da eksilen bir “biz” kalır.

Fotoğraflar: @goldenagearchive

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.