Sinema & TV

Avatar neden kültürel etki bırakamıyor?

Serinin üçüncü filmi, bütün görsel şatafatına, teknik gücüne ve gişede kazandığı hasılata rağmen, bayat bir aile güzellemesinden öteye geçemiyor. Ayrıca biri Cameron’u uyarsın: rastalı beyaz erkekler artık bu gezegende havalı değil.

“James Cameron” dendiğinde filmleri son 50 yılda bütün hasılat rekorlarını kırmış bir yönetmenden bahsediyoruz: Titanic, Terminator, Aliens. Avatar serisinin ilk filmi 2009 senesinde vizyona girdiğinde gişede 2 milyar rekor hasılata ulaşıyor. Arada çıkan Marvel filmleri Cameron’un rakamlarını defalarca katlasa da 2022 yılında çıkan ikinci film The Way of Water pandemi sonrası seyirciyi sinemalara geri çekip gişede yine iki milyarın üzerinde bir hasılata ulaşıyor. Cameron’un yeni gişe canavarı Fire and Ash,geçtiğimiz haftalarda vizyona girdi. Beklenildiği üzere salonlar yine dolu. Peki, durum böyleyken Avatar filmlerinin kültürel etkisi neden yok denecek kadar az?

Serinin üçüncü filmi hikayeyi bıraktığımız yerden alıyor. Sully ailesi, hala bir önceki filmde kaybettikleri oğulları Neteyam’ın yasını tutmakta. Anne Neytiri’nin insanlara karşı kini iyice kızışmış. Üvey-insan-evladı Spider’a karşı bile oldukça ırkçı, onu aileden kovmak hatta öldürmek istediğini hiç gizlemiyor. Lo’ak ise ailenin hayatta kalan küçük oğlu olarak kardeşinin ölümünden kendini sorumlu tutuyor. Baba da böyle düşündüğünü katiyen gizlemiyor. Kısaca, aile kaybın getirdiği bir düğümde. Anne yalnızlaşmış. Baba kendini işe vermiş. Oğul, babanın sözünden çıkmıyor ki tekrar masum hissedebilsin. Ama istediği sevgiyi alamayınca ergen nöbetler de geçiriyor.

Bir baba asla pes etmez fikri çok eskimedi mi?

Çekirdek aile draması olan bu filmde spoiler yok. Bu çok klasikleşmiş ailesel düğümlerin bir bir çözülmesiyle serinin üçüncü filmi tamamlanacak. Üvey insan Spider, mavi aileye kabul edilecek. Anne, filmin sonunda kendisine emanet edilen muhtaç mavi yavruyla birlikte “doğal anneliğini” tekrar hatırlayacak. Oğul, babanın onayını alıp artık suçlu hissetmeyen, kendinden memnun güçlü bir asker olacak. Babaysa aynı devam. Filmin kültürel etkisizliği de bu sorunsallaştırılmamış baba-aynen-devamda.

Avatar, muhafazakar bir seri. Temelinde şu fikir yatıyor: ABD askeri ideolojisi, bütün kusurlarına rağmen ve evrenin hangi ücra köşesinde olursa olsun, günü (ve kutsal aileyi) kurtarmanın bir yolunu bulacaktır. Baba Jack Sully’nin aileye getirdiği “Sully’ler pes etmez” şiarından ilham alan ailenin mistik üyesi Kiri gezegenin bütün varlıklarıyla telepatik bir bağa girip onları düşmana karşı savaşmaları için cepheye çağırıyor. Avatar, bütün varlıkların mistik bir bağlantıda olduğu bir gezegeni kendine arkaplan olarak seçerken hikayenin asıl moturu yine de Sully’nin askeri güdüsü. Ve bu güdü her şeye rağmen her filmde yeniden haklı çıkıyor.

Örneğin babanın, oğlunun ölümü için diğer öz oğlunu suçlaması asla sorunsallaştırılmıyor. Filme göre bu, hayatta kalan oğlun aşması gereken bir engel. Babanın kendi yetersizliğini oğluna yansıttığı bir savunma mekanizması değil. Oğul gerçek bir asker gibi ailesini zor bir durumdan kurtarmayı başardığında oğul Baba’nın sınavından geçmiş oluyor ve düğüm çözülüyor.

Bir diğer baba-oğul sahnesinde, Sully üvey oğlu Spider’ı ormanda öldürmeye, adeta kurban etmeye karar vermiş. Çünkü Spider’ın içine yerleşmiş bir organizma insanların Pandora’yı tamamen işgalinin önünü açabilir. Kutsal kitaplardaki gökten inen koyun yerine Neytiri araya giriyor ve kurban edilmek üzere olan İsmail’i kurtarıyor. Milyarca ışık yılı ötede ve milyonlarca dolarlık görsel teknolojiler kullanarak çekilen bu filmde eski ahit hikayelerine dönülmesi hem hoş bir sürpriz hem de biraz fazla güvenli. Spider’ın bütün film boyunca üstsüz ve sarışın rastalarıyla gezen beyaz bir erkek olduğunu düşünürsek filmin ne kadar demode bir kafada olduğunu anlayabiliriz. Bulunduğumuz gezegen Dünya’da kültürel istismar (“cultural appropriation”) meselesi konuşuldu ve çözüldü, artık rastalı beyaz erkekler havalı değil. Cameron’sa burası Pandora, burada her şey mübah demiş olmalı.

Pandora’da aile yılı kutlandığını bilmiyorduk

Film, zaten genel olarak görsel şatafatına güvenerek eskimiş Hollywood değerlerini ve klişeleri kullanmaktan kaçınmıyor. Kültürel etkisizliği de burada yatıyor. Kültürel etkiyi ölçmenin kolay bir yolu zaten sosyal medya: bir film veya dizi sosyal medyada ne kadar paylaşılıyor, ne kadar söyleme yol açıyor, hatta daha da önemlisi ne kadar meme üretiyorsa kültürel etkisi de o kadar fazla anlamına geliyor. Avatar açısından bunlar neredeyse yok denecek kadar az.

Avatar tam bir aile yılı filmi; ailenin askeri ideolojiler ve babanın çabaları sayesinde içinde bulunduğu krizden nasıl çıktığını anlatıyor. Böyle bir fikir günümüzde ne kadar güncel, ya da bu fikre kimin ne kadar ihtiyacı var bilmiyorum. Benim izlediğim salonda, tam aile gelenler bile filmin duygusal zirvelerinden etkilenmemiş gibi duruyordu. Filmin duygusu daha çok astronomik bir safari hissinde: 3-D güneş gözlüklerimizi ailecek(!) takıyoruz ve gizemli bir gezegende 197 dakikalık pahalı bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bitirirken bir diğer üçüncü film ve yine bir baba-oğul hikayesi olan Star Wars: Revenge of the Sith’i hatırlayalım. Filmin çok güçlü bir toplumsal eleştirisi vardı: Ailesini hırsla, hınçla ve korkuyla korumaya çalışan babalar en nihayetinde bizzat ailelerini karşılarına alır. Daha da ötesi, faşizm bu çekirdekten doğar. Avatar: Fire and Ash görsel teknolojiyse gerçekten etkileyici olsa da kültürel ömrünün Star Wars kadar kalıcı olacağını düşünmüyorum. Görseller hariç filmin tek sevdiğim yanı senelerce mafya babası Tony Soprano’nun ardındaki ev hanımı olarak izlediğimiz Eddie Falco’yu uzay üssünde subaylara emir dağıtırken izlemek oldu.  

Fotoğraflar: 20th Century Studios/20TH CENTURY STUDIOS – © 2025 20th Century Studios.

İlginizi çekebilecek bir diğer yazı >>>>> Marty Supreme: Safdie gerginliğinin yeni rotası

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.