Sanat

“Bitmedi kadının var olma mücadelesi”: Afife oyunu

“Bitmedi kadının var olma mücadelesi”: Afife oyunu

Zorlu PSM’de sahnelenen Afife, Afife Jale’nin hikayesini bugüne taşıyor. Oyuncular İdil Sivritepe ve Bora Akkaş ile konuştum.

22 Nisan 1920. Kadıköy’deki Apollon Tiyatrosu’nda bir kadın sahneye çıkıyor. Adı Afife Jale. Osmanlı İmparatorluğu’nda bunu yapan ilk Müslüman Türk kadını. Bir yıl sonra İçişleri Bakanlığı, Müslüman Türk kadınlarının sahneye çıkmasını yasaklayacak. Afife polis baskınlarına uğrayacak, toplumsal baskının altında morfin bağımlılığı geliştirecek ve 39 yaşında Bakırköy Psikiyatri Hastanesi’nde hayatını kaybedecek. Hikayesi yüzyıl öncesine ait. Ama içindeki gerilim çok tanıdık: bir kadının görünür olmak istemesi, bunun için savaşması ve bunun bedelini ödemesi.

1997’den bu yana Yapı Kredi’nin düzenlediği Afife Tiyatro Ödülleri onun adını taşıyor ama Afife’nin hayatı uzun süre bir ödül töreninin ötesinde anlatılmamıştı. Serdar Biliş’in yönettiği, Selin Cankı Ceylan’ın yazdığı ve Demet Evgar’ın başrolünde yer aldığı Afife, Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde bu hikayeyi yeniden kuruyor. Proje tasarımını Serdar Biliş ve Demet Evgar birlikte üstlenmiş. Kadroda Tilbe Saran, Necip Memili, Bora Akkaş, İdil Sivritepe, Bedir Bedir, Öyküsu Okur ve daha pek çok isim var.

Oyun, Afife Jale’nin yaşamını doğrudan bir biyografi olarak ele almayı tercih etmiyor, hayali bir tiyatro kumpanyasının içini anlatıyor. Bu anlatım tercihi önemli: Afife’nin hikayesi tek başına bir kahramanlık anlatısına indirgenmiyor, etrafındaki insanların gözünden, ilişkiler üzerinden açılıyor. Döner sahne, canlı müzik, sahne üzerinde kamera kullanımı ve Tuluğ Tırpan’ın müziğiyle, Ilgın Kopuz ve Sezen Aksu’nun şarkı sözleriyle devasa bir prodüksiyon. Ama bu büyüklüğün içinde anlatılan şey aslında çok kişisel: sahneye çıkma hakkı için verilen bir mücadele ve bu mücadelenin etrafındaki insanlara ne yaptığı. Kamera sahne üzerindeki oyuncuların yüzlerine yaklaştıkça, prodüksiyonun devasa olduğunu unutuyorsunuz; gördüğünüz şey sadece bir kadının yüzündeki kararlılık.

Oyunu ilginç kılan, Afife’nin hikayesini tarihsel bir direniş anlatısına sıkıştırarak sunmaması. Bir biyografi seyrediyorsunuz hissi yok; bir kumpanyanın içinde, birbirine bağlı karakterlerin arasında, Afife’nin varlığının herkesi nasıl dönüştürdüğünü izliyorsunuz. Kumpanyadaki her karakter Afife’yle bir şekilde bağ kuruyor: onu destekleyen var, ona şüpheyle yaklaşan var, ona aşık olan var, ondan öğrenen var. Serdar Biliş’in rejisi bu bağları öyle kuruyor ki her karakter birbirine dokunuyor, hiçbiri birbirinden bağımsız değil.

Bu karakterlerin her birinin kendi bedeli var. Refika (İdil Sivritepe), Afife’nin en yakını; onu gideceği yola bırakabilecek kadar seven ama bu bırakmanın bedelini yalnızlıkla ödeyen biri. İdil’in tabiriyle “koşulsuz sevgi, nadir rastlanan bir ilişki: birini bırakabilecek kadar çok sevmek.” Onnik ve Faysal (Bora Akkaş), farklı biçimlerde Afife’nin yanında duran ama sonunda ondan mahrum kalan iki erkek figür. Biri şüpheyle başlayıp arkadaşlığa evrilen bir kumpanya yoldaşı, diğeri ona gerçekten aşık bir eczacı. İkisi de desteği baskıya dönüştürmüyor ama bedel ödüyorlar, çünkü Afife’nin mücadelesi herkesin hayatını değiştiriyor. Bir öncünün hikayesi, yalnızca öncünün değil, onun etrafındaki herkesin hikayesi de oluyor.

Toplumun biçtiği rollere karşı bir varolma mücadelesi bu ama sadece Afife’ninki ön planda değil. Kadının mesleki hayatta görünür olmaya çalışırken yaşadığı baskılar, ciddiye alınmama, hafife alınma hissi; bunlar 1920’de de vardı, bugün de var. Afife Jale’nin babası dini gerekçelerle kızının oyuncu olmasına karşı çıkmıştı. Bugün gerekçeler dönüşmüş olabilir ama “Sen bunu yapma” cümlesi çeşitli gerekçelerle tabii ki kuruluyor. Sektör değişse de dinamik aynı: görünür olmak isteyen kadın, bir bedel ödüyor..

Oyuncularla konuşurken en çok dikkatimi çeken şey de buydu: Afife’nin hikayesini anlatırken kendi deneyimlerinden söz etmeye başladılar. İdil, Refika’yı çalışırken “kendimizi işimizle var etmeye çalışırken ciddiye alınmama sürecini” hatırladığını söyledi; Bora, kadınların mücadelesinin aynı yerden devam ettiğini görmenin hem hüzün verici hem de sorumluluk yükleyen bir şey olduğunu anlattı. Kumpanya kavramı da önemli burada: bu hikaye tek başına anlatılamıyor ancak bir topluluk olarak sahnede taşınabiliyor. Tıpkı Afife’nin kendi döneminde yalnız bırakıldığı gibi, bugün onun hikayesi bir kumpanyanın kolektif gücüyle sahneye taşınıyor.

Oyunun gücü, bu sürekliliği hissettirmesinde. Yüzyıl öncesinin sahnesi ile bugünün sahnesi arasında zannettiğimiz kadar mesafe yok. Kumpanyanın içinden, Refika’yı canlandıran İdil Sivritepe ve Onnik ile Faysal’ı canlandıran Bora Akkaş ile konuştuk.

Sahnede anlatılan dönem geçmişte kalsa da içindeki baskılar ve mücadele halleri hala çok tanıdık. Oyunun bugüne en çok hangi noktadan temas ettiğini düşünüyorsunuz?

İdil Sivritepe: Bu aramızda konuştuğumuz bir konu. Oyunu içselleştirip sahnede baştan sona ilk kez oynadığımız gün Afife’ye bakıp “Bitmedi kadının var olma mücadelesi” demiştim. Toplumun biçtiği rollere karşı bir varolma mücadelesi bu. Afife bir öncü ve nice kadınlar da öyle.

Bora Akkaş: Kesinlikle bu duygu bende de oluşuyor, oyunu okuduğum ilk günden beri. Afife Jale’nin yaşadığı dönemden bugüne değişmeyen hiçbir şey yok diyemem ama kadının toplumda birey olma mücadelesi konusunda bazı şeyler ne yazık ki hala baki. Kadınların mücadelesinin aynı yerden devam ettiğini görmek hem hüzün verici hem de bu oyunu bugün sahnelemenin ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor. Yıllardır söylenen şeylerin hala güncelliğini koruması, bu hikayeyi anlatan bir tiyatro topluluğuyla birlikte olmak benim için gurur ve sorumluluk.

Prodüksiyon çok büyük: kamera, döner sahne, canlı müzik… Ama hikaye aslında çok kişisel. Bu iki ucu aynı anda taşımak oyuncu olarak nasıl bir denge gerektirdi?

İdil Sivritepe: Bu kadar büyük bir prodüksiyonda bu kadar içselleştirdiğim bir karakteri oynamak benim şansım. Devasa dekorlar ve bu güzel sahnede bütün duygularıyla Refika’yı canlandırmak çok eğlenceli ve oyun oynamak isteyen ruhuma bir hediye.

Bora Akkaş: Bu kadar büyük bir prodüksiyonun içinde yer almak benim için bir ilk. Daha önce bu kadar büyük bir salonda, döner sahneyle, mikrofonla oynamamıştım. Biraz zorlasa da biz bir kumpanya olduk. Kumpanya olmanın gücü burada devreye giriyor. Bu iki uç duyguyu ancak bu şekilde hakkını vererek anlatabilirdik.

Kumpanya içindeki ilişkiler oyunda çok belirleyici: destek var, rekabet var, gerilim var. Karakterleriniz Afife’nin hikayesinde nasıl bir rol oynuyor?

İdil Sivritepe: Bütün karakterler birbirine bağlı yazılmış. Prova sürecinde yönetmenimiz Serdar Biliş bu bağları, Afife ile etkileşimimizi öyle iyi kurdu ki her karakter birbirine dokunur oldu. Afife’nin her yönünü görmemizi sağlayan bir yelpaze.

Bora Akkaş: Ben aslında iki farklı karakter oynuyorum: biri Onnik, Afife’nin kumpanyadaki arkadaşı; diğeri Faysal, Afife’yi seven ve ona hayranlık duyan bir eczacı. Onnik başta Afife’nin genç yaşta aldığı sorumluluğu yerine getirip getiremeyeceğinden şüphe eden ama zamanla ona arkadaşlık eden bir karakter. Faysal ise gerçekten aşık ve onu destekleyen biri. Benim oynadığım karakterler Afife’nin üzerinde baskı kurmaktan ziyade onunla bu yolculuğu paylaşan, ona destek olan roller.

Provalar boyunca en zorlayıcı ya da en dönüştürücü olan şey neydi? Metin mi, rejinin temposu mu, yoksa Afife’nin gerçek hayattaki ağırlığını taşımak mı?

İdil Sivritepe: Sanırım cümlesi bu kadar önemli bir oyun yapmak. Topluma, kadınlara, gençlere örnek olacaksa bunu doğru ve güzel yapma telaşı. Ve Afife’ye duyduğumuz saygı ve sevgiyle onun anısını güzel yaşatabilmek.

Bora Akkaş: Alışık olmadığım büyüklükte bir salonda duygularımı seyirciye aktarmak konusunda endişelerim vardı. Ama provalar sırasında bu dengeyi nasıl kuracağımı öğrendim. Beni asıl dönüştüren şey, o büyük prodüksiyonun içinde kendi oyunculuk notalarımı doğru şekilde kullanmayı öğrenmek oldu. Hala zorlandığım anlar olsa da bu sürecin bana çok şey kattığını söyleyebilirim.

Afife’nin hikayesinde hep bir “bedel” duygusu var. Karakterleriniz bu bedeli hangi biçimde hissediyor?

İdil Sivritepe: Refika için cevap vereyim: özgürleşmek. Bırakmak. Afife’nin en yakınıyken onu gideceği yola bırakabilmek ve kendi yalnızlığıyla yüzleşip oradan büyüyebilmek. Ödediği bedel anıları, küçüklüğü, hayatta derinden sevdiği tek insanı kaybedebilmek…

Bora Akkaş: Benim oynadığım karakterlerin ödediği bedel: bütün bu yaşananların sonunda Afife’den mahrum kalmak. İster arkadaşı olsun ister sevgilisi, hepsi bir noktada Afife’nin mücadelesine tanıklık ederken onunla kurdukları bağın getirdiği bir bedel ödüyorlar.

İdil, karakterin Afife’nin yanında duran ama aynı zamanda kendi kırılganlığıyla mücadele eden biri. Bu iç çatışmayı nasıl kurdun? Ona yaklaşırken hangi duygu yol göstericiydi?

İdil Sivritepe: Koşulsuz sevgi. Nadir rastlanan bir ilişki bu. Birini bırakabilecek kadar çok sevmek ve çok sevdiğin bir insana dair bağımlılıklarını fark edebilmek. Bunlar benim için yol gösterici oldu.

Oyundaki kadın karakterlerin mesleki hayatta görünür olmaya çalışırken yaşadığı baskılar çok gerçek. Bu rol senin kendi oyunculuk yolculuğunda hangi deneyimleri hatırlattı ya da hangi soruları yeniden düşündürdü?

İdil Sivritepe: Kadın olmanın her koşulda zor olduğunu biliyoruz, bu ortak hissimiz. Refika çok iyi ve önemli bir suflör. Kendimizi, ciddiyetimizi, işimizle var olma dileğimizi inşa ederken ciddiye alınmama sürecimizi aklıma getiriyor. Hafife alınma hissi beni daha çok hedefime kilitliyor. Ortak gücümüzü hatırlıyorum.

Bora, karakterin Afife’ye destek oluyor gibi ama bazen destek bile baskıya dönüşebiliyor. Bu gri alanı nasıl kurdun?

Bora Akkaş: Söylediğinize katılıyorum, hayatta bazen destek olmak bile baskıya dönüşebilir. Ama benim oynadığım karakterler özelinde çok büyük bir baskı yaratan bir destek alanı oluşmuyor. Karakterlerim daha çok Afife’ye gerçekten destek olan ve bu desteği baskıya dönüştürmeyen bir çizgide ilerliyor.

Afife Jale, besteci Selahattin Pınar ile evlendiği yıllarda Pınar’ın en bilinen eserlerinden bazılarına ilham oldu. Ama ne o şarkılar ne de sahne yasakları Afife’nin hikayesinin tamamı. Hikayenin tamamı, bir kadının sahnede var olmak için ödediği bedel ve o bedelin etrafındaki insanlara nasıl yayıldığı. Bu oyun bu gerçeği yalnız bırakmamış. Bir kumpanya olarak, birlikte, sahneye taşıyor. Yüz yıl önce Afife’yi yalnız bırakan topluma bugün bir cevap gibi: biz buradayız ve bu hikayeyi anlatmaya devam ediyoruz.

Editörün notu: Afife, Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde yeni sezon boyunca sahnelenmeye devam ediyor. 120 dakika, tek perde. 18 yaş ve üzeri.

Fotoğraflar: Zorlu PSM.

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.