Ruh Sağlığı

Dijital dünyadan kaçış artık bir lüks mü?

Dijital dünyadan kaçış artık bir lüks mü?

Sürekli çevrimiçi olmanın yarattığı yorgunluk son zamanlarda sıkça konuşulan bir konu haline geldi. Dijital detoks, bir anda yeni bir “ideal yaşam” kavramı olarak hayatımıza girdi.

Dijital dünyadan uzaklaşarak; analog alışkanlıklara geri dönmek, sosyal medya molaları vermek, telefonsuz zaman geçirmek iyi ve kaliteli yaşamın yeni göstergelerinden biri haline geliyor.

Peki, çevrimdışı olmak artık ulaşılması gereken bir hedef gibi mi görülüyor?

Gerçekten herkes çevrimdışı kalmayı başarabilir mi?

Bazıları için bir süre telefondan uzaklaşabilmek oldukça basit bir karar. Fakat durum herkes için aynı değil. İş, eğitim, sorumluluklar sebebiyle sürekli ulaşılabilir olmak zorunda olanların dijital dünyadan kolayca uzaklaşabilmesi mümkün olmayabilir. Dijital dünyayı sadece eğlence amacıyla kullananlarla, mesai dışında iş mesajlarını yanıtlamak zorunda olanların koşulları aynı değil. Bu sebeple dijital detoksu sadece kişisel iradeyle sınırlandırmamız doğru olmaz. Kişinin yaşam koşullarını da göz önünde bulundurmalıyız.

Fakat koşulların ve tercihlerin kendi elimizde olduğunu varsaydığımızda bile, dijital dünyadan uzaklaşmak her zaman düşündüğümüz kadar kolay olmayabilir. Çünkü konu sadece telefonu bırakmak değil. Sürekli ulaşılabilir olma kaygısı ve bir şeyleri kaçırma ihtimalinin yarattığı huzursuzluk da bu sürecin bir parçası. Bu düşünce ve duygulardan uzaklaşabilmek o kadar basit ve huzurlu hissettiren bir şey olmayabilir.

Sürekli ulaşılabilir olma zorunluluğu nerden çıktı?

Dijital yorgunluğun arkasındaki toplumsal beklentileri ve çevrimdışı kaldığımızda neden suçluluk hissettiğimizi insan merak etmeden duramıyor.

Telefon artık işimizin, sosyal çevremizin ve gündelik ihtiyaçlarımızın merkezi haline geldi. Belki bu kadarını söylemek bile az kalır, elimiz kolumuz oldu demek daha doğru olur. Fakat telefonun hayatımızdaki yeri büyüdükçe, ona erişebilmekle her an ulaşılabilir olmak arasındaki çizgi gittikçe belirsizleşti.

Mesajlara hemen cevap vermek, çevrimiçi varlığımızı sürdürmek gibi şeyler telefonu bir iletişim aracından çıkartarak baskı hissettiğimiz bir araca dönüştürdü. Yanıt vermediğimizde bir şeyleri kaçıracağımızı veya geç kaldığımızı düşünebiliyoruz. Bu aslında ulaşılabilir olmanın nasıl bir toplumsal beklentiye dönüştüğünü gösteriyor. Bunların sonucunda çevrimiçi olmadığımız zamanlarda bile zihnimizin cevaplamadığımız mesajlarla ve kaçırdığımız ihtimallerle meşgul olduğunu söyleyebiliriz.

Dijital detoks yeni bir performansa mı dönüşüyor?

Sosyal medyadan uzaklaşarak geçirilen hafta sonları, sabah rutinleri ve dijital dünyadan uzaklaşılan anlar da paylaşılabilir bir içeriğe dönüştürülebiliyor. Aslında dijital dünyadan kaçışın yeni bir trende dönüşmesini sağlamış oluyor. 

Kendimize, sevdiklerimize ve sevdiğimiz şeylere ayırdığımız zamanı bile belgeleme ve görünür kılma içgüdüsüyle hareket ediyoruz. Bu şekilde kendimize ayırdığımız zaman bile başkalarına gösterdiğimiz ve kanıtladığımız bir deneyime dönüşebiliyor. Dijital dünyadan uzaklaşmak bile görünür kılınması gereken bir alışkanlık haline gelebiliyor.

Bunu yapmak zorunda hissedip hissetmediğimizi sorgulamalıyız. Bence buradaki asıl olay dijital dünyadan ne kadar uzaklaştığımızı göstermek değil, bunu kimseye göstermek zorunda hissetmeden yapabilmek. 

Dijital hayatla ilişkimizi yeniden kurmak çözüm olabilir mi?

Bildirimlere sınır koymak, ulaşılabilir olmadığımız zamanlar yaratmak ve çevrimiçi olmayı otomatik bir alışkanlık olmaktan çıkarmak gibi seçenekleri düşünebiliriz. Burada amacımız dijital dünyayı tamamen hayatımızdan çıkarmak değil, onun hayatımızdaki yerini yeniden gözden geçirerek bu ilişkiyi nasıl kuracağımıza kendimizin karar vermesi. Ne zaman çevrimiçi olacağımıza ve ne zaman kendimize vakit ayıracağımıza, kendimize alan açacağımıza karar verebilmek, bunun kontrolünü yeniden elimize almamızı sağlayabilir. 

Herkesin teknolojiden tamamen uzaklaşması mümkün ya da gerekli değil. Ayrıca bunu beklemek pek de gerçekçi olmaz.  Belki de önemli olan, çevrimdışı kalmayı yeni bir başarı ölçütüne dönüştürmeden, teknolojinin hayatımızı ne kadar şekillendirdiğini fark edebilmektir. İhtiyacımız olan şey aslında dijital dünyadan kaçmak değil, onun içinde kendimize ait bir alan yaratabilmek.

Fotoğraflar: @cristinahudacov, @bellahadid, @banannasui

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.