Ruh Sağlığı

Gece alışverişi: Bir istek ne zaman alışkanlığa dönüşür?

Gece alışverişi: Bir istek ne zaman alışkanlığa dönüşür?

Gece herkes uykuya çekildiğinde, telefon ekranında gezinirken kendimizi bir anda alışveriş yaparken bulabiliyoruz. Bir ürün dikkatimizi çekiyor, ardından bir başkası, “Tam da aradığım şey”, “Şimdi almazsam tükenebilir” ya da “Bugün bunu hak ettim” diye düşünüyoruz. Birkaç dakika sonra sipariş tamamlanıyor. İçimizde kısa bir heyecan, belki de günün yorgunluğunu hafifleten küçük bir mutluluk… Peki, gerçekten ihtiyacımız olan bir şeyi mi satın alıyoruz, yoksa o an hissettiğimiz bir duyguyu değiştirmeye mi çalışıyoruz?

Teknoloji, hayatımızı kolaylaştırırken arzularımızla aramızdaki mesafeyi de kısalttı. Artık bir şeyi istemekle ona sahip olmak arasında yalnızca birkaç dokunuş var. Beklemek, düşünmek, kararımızı yeniden gözden geçirmek zorunda değiliz. İstediğimiz an satın alabiliyor, zihnimizden geçen bir arzuyu neredeyse anında gerçeğe dönüştürebiliyoruz. Ancak her isteğin bu kadar kolay karşılanabilmesi, zamanla beklemeye karşı sabrımızı da azaltabiliyor.

Günün telaşı sona erdiğinde, zihnimiz nihayet kendine bir alan bulduğunda, alışveriş yapmak küçük bir kaçışa dönüşebiliyor. Bazen can sıkıntısını gidermek, bazen kendimizi ödüllendirmek, bazen de gün boyunca biriken gerginliği hafifletmek için alışveriş sitelerinde dolaşıyoruz. Belki de gün içinde kendimize ayıramadığımız zamanı, gecenin sessizliğinde bir ürün seçerek doldurmaya çalışıyoruz.

Bazen istediğimiz şey yeni bir ürün değil, yeni bir his.

Satın alma sürecinin kendisi de başlı başına bir heyecan yaratabilir. Bir ürünü keşfetmek, onu sepetimize eklemek ve siparişi tamamlamak kısa süreli bir haz verir. Ancak bu his her zaman uzun sürmez. Bir süre sonra heyecan azalır, gündelik hayat kaldığı yerden devam eder ve zihnimiz yeni bir istekle meşgul olmaya başlar. Böylece farkında olmadan bir döngünün içine girebiliriz: Bir şey isteriz, satın alırız, kısa süreliğine rahatlarız ve ardından başka bir şey istemeye başlarız.

Bu döngünün içinde gözden kaçırdığımız önemli bir ayrım var: Bir şeyi arzulamakla ona gerçekten ihtiyaç duymak aynı şey değil. Bazen zihnimizden geçen bir düşünceyi, sanki hemen yerine getirilmesi gereken bir talepmiş gibi algılarız. “Aklıma geldiyse almalıyım” deriz. Oysa bir şeyi istememiz, onu hemen almamız gerektiği anlamına gelmez. Her arzu bir eyleme dönüşmek zorunda değildir.

Peki, bir isteği ertelemek neden bu kadar zor?

Çünkü beklemek, yalnızca zamana katlanmak değildir; aynı zamanda o an hissettiğimiz arzuyla baş başa kalabilmektir. Satın alma isteği geldiğinde hemen harekete geçmek yerine durmak, o isteğin arkasında ne olduğunu anlamaya çalışmak gerekir. Canımız mı sıkılıyor? Kendimizi yorgun mu hissediyoruz? Bir şeyleri kontrol edemediğimiz bir günde, en azından küçük bir seçim üzerinde kontrol sahibi olmak mı istiyoruz?

Bu soruların tek bir doğru cevabı yok. Ancak kendimize bu soruları sormak, alışveriş davranışımızı daha yakından tanımamıza yardımcı olabilir. Çünkü bazen değiştirmeye çalıştığımız şey, alışveriş alışkanlığımızdan çok, o alışkanlığın karşılamaya çalıştığı duygusal ihtiyaçtır.

Burada kendimize yasaklar koymaktan ya da her satın alma isteğini bastırmaktan söz etmiyoruz. Asıl mesele, otomatikleşen davranışlarımızı fark etmek ve seçim yapabileceğimiz alanı yeniden kazanmak. Bunun için küçük bir adım yeterli olabilir: Almak istediğimiz ürünü hemen satın almak yerine ertesi güne bırakmak.

Bir gün sonra aynı ürünü hala stiyorsak yeniden değerlendirebiliriz. Belki de gerçekten ihtiyacımız vardır. Belki de ertesi sabah o isteğin kendiliğinden azaldığını fark ederiz. Her iki durumda da önemli olan, kararı yalnızca o anki dürtünün belirlememiş olmasıdır.

Bazen kendimize verebileceğimiz en iyi şey, biraz bekleme özgürlüğüdür.

İsteklerimizi erteleyebilmek, hayattan aldığımız keyfi azaltmak anlamına gelmez. Tam tersine, bizi anlık arzularımızın peşinden sürüklenmekten çıkarıp daha bilinçli seçimler yapmaya yaklaştırır. Her istediğimize hemen sahip olmak zorunda olmadığımızı fark ettiğimizde, bir şeyden mahrum kalmış olmayız. Kendi isteklerimizle kurduğumuz ilişkiyi değiştirmeye başlarız.

Belki de gece alışverişini bir rutine dönüştüren döngüyü kırmak için büyük kararlar almamıza gerek yoktur. Telefonu bir süreliğine kenara bırakmak, alışveriş uygulamasını kapatmak ya da satın alma kararını sabaha ertelemek. Küçük görünen bu duraklamalar, kendimize dönmemiz için bir fırsat yaratabilir.

Belki de bazen ihtiyacımız olan şey, kendimizi iyi hissettirecek yeni bir şey satın almak değil, bizi o arayışa yönelten duyguyu anlayabilmektir. Can sıkıntısı, yalnızlık, yorgunluk ya da içimizde bir türlü adını koyamadığımız huzursuzluk… Alışveriş, kısa bir süreliğine bunlardan uzaklaşmamızı sağlayabilir; ancak duygularımızı ertelemek, onların ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bazen asıl ihtiyacımız, dikkatimiz dağıldığında geride bıraktığımız duygulara dönmek ve onlarla yüzleşebilmektir.

Eğer alışveriş yapmak, zor duygularla baş etmenin tek yolu haline geliyorsa kendimize daha yakından bakmanın zamanı gelmiş olabilir.

Hangi duygulardan uzaklaşmaya çalıştığımızı anlamak her zaman kolay olmayabilir. Bu noktada psikolojik destek almak, davranışlarımızın ardındaki ihtiyaçları keşfetmemize, duygularımızı daha iyi anlamamıza ve onlarla daha sağlıklı yollarla baş etmeyi öğrenmemize yardımcı olabilir. Çünkü bazen değişim, kendimizi oyalayacak yeni bir şey bulmakla değil, uzun zamandır duymaktan kaçındığımız iç sesimizi dinlemekle başlar.

Günün sonunda mesele, ne kadar az ya da çok alışveriş yaptığımızdan ibaret değil. Mesele, neyi neden istediğimizi anlayabilmek ve her arzumuzu hemen gerçekleştirmek zorunda olmadığımızı hatırlamak.

Fotoğraflar: @bellahadid

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.