Sinema & TV

Geçmişi sevmek mi, bugünden kaçmak mı?

Geçmişi sevmek mi, bugünden kaçmak mı?

Y kuşağının nostaljiyle kurduğu ilişki masum değil. Bu, geçmişi sevmenin ötesinde bir durum; bugünü kabullenmekte zorlanan bir neslin eskiye tutunma biçimi. Yeni nesil 30’larında en büyük sorunlarından biri bu bence. 90’lar ve 00’lerin başını “her şeyin daha güzel olduğu zamanlar” diye anmamızın sebebi, o yılların kusursuz olması değil, o yıllarda bizim henüz yeterince yorulmamış olmamız. Hala çocuk olmamız ve belki de fazlasıyla cesur olmaktı.

90’lar gerçekten daha mı iyiydi?

Evet, 90’ları seviyorum. Doğum günümüzde hamburger yemek, Disney filmlerinin oyuncaklarını almak, televizyonda ilk kez yazısını görmek hep hoşuma gitmiştir. O dönemde yapılan filmleri hala izliyor, müziklerini hala dinliyorum. Daha cesur, daha filtresiz, daha az hesaplı bir popüler kültür vardı. Moda anlayışı bile bambaşkaydı. İnternet yeni yeni hayatımıza girmeye başlamıştı. Her şey bugünkü kadar parlatılmış, optimize edilmiş, algoritmaya teslim edilmemişti. Ama bu gerçek, o yılları kusursuz bir çağ gibi sunmayı haklı çıkarmaz. Çünkü biz her geçen yıl, öncekini özlüyoruz. Bu zehirli bir durum aslında…

“Her şeyin dozunda olduğu” yanılgısı

Y kuşağı geçmişi sık sık “her şeyin dozunda olduğu” bir dönem olarak tanımlıyor. Oysa bu doz meselesi dönemin kendisiyle değil, yaşla ilgiliydi. Daha az sorumluluğumuz vardı. Hayat henüz bizden bir şey istemiyordu. Zaman boldu, gelecek belirsizdi. Cesaret dediğimiz şey de biraz buradan geliyordu. Bizim nesile öğretilmiş bir özgüven teması vardı. Fark ettiniz mi bilmiyorum ama iki uç kesim olarak yaşıyoruz artık. Kimimiz gereğinden fazla kendinden eminken bir çoğumuz içine kapanık büyüdü. Üzücü ama Y kuşağı kapitalizmin en çok tadına bakan nesil oldu. Aramızdaki Kuşak çatışması da böyle başladı belki de…

Z Kuşağına bakarken ne görüyoruz?

Bugün Z kuşağına bakarken hissettiğimiz rahatsızlık da buradan besleniyor. Bu kişisel bir şey değil, sizi seviyorum millet. Ben saçma algıdan bahsediyorum aslında. Onları eleştirirken aslında kendi gençliğimizi savunuyoruz. “Bizim zamanımızda…” diye başlayan her cümle, bir üstünlük iddiasından çok kaybedilmiş bir halin ifadesi. Z kuşağına kızmamızın sebebi onların yanlış yapması değil; bizim artık o yanlışları yapacak kadar hafif olmamamız. En önemlisi de sanırım nesiller değiştikçe bir öncekini kınıyor ya da özeniyor ortası olmuyor.

Uyarlamalar neden aynı tadı vermiyor?

Bu yüzden eski film ve dizilerin uyarlamaları bizi tatmin etmiyor. Sorun bu işlerin kötü yapılması değil. Asıl mesele şu: Biz o yapımları sevmiyoruz; o yapımların hayatımızdaki yerini seviyoruz. Değişen film değil. Değişen biziz. Bu algıyı bir türlü oturtamadık galiba.

Nostalji bir sığınak olabilir ama ev değil

Nostalji bir kaçış alanına dönüşüyor. Geçmişi sürekli parlatmak, bugünün karmaşasını görmezden gelmenin zarif bir yolu. Y kuşağı bunu sık yapıyor çünkü arada kalmış bir nesil. Ne tam olarak eskiye ait hissediyor ne de bugüne bütünüyle uyum sağlayabiliyor. Özellikle 90’ların çocukları Z kuşağının başı ve Y kuşağının sonu birbirine çok benziyor. Hepsi bezmiş, hepsi birşeyleri anlamlandırma derdinde.

Büyümekle gelen gerçek

Hayat geri gitmiyor. Geçmiş geçmişte kaldı ve orada yaşanmaz. Nostalji hatırlamak için iyidir, tutunmak için değil. Sürekli geçmişi övmek bugünü değersizleştirir. Oysa bugünün de anlatacak hikâyeleri var; sadece henüz onları romantize edecek kadar zaman geçmedi.

Çocuktuk. Güzeldi ama o hallerimiz geri gelmeyecek.

Ve belki de büyümek, tam olarak bunu kabullenmekle ilgili. Birbirinize nazik ve anlayışlı olabilsek ne kadar çok ortak noktamız olduğunu görürüz diye düşünüyorum ve bu bağlamda size bu hafta tek bir film önereceğim; No Hard Feelings.

Haftaya görüşürüz ha bu arada bu Bridget Jones’un günlüğü değil

Fotoğraf: No Hard Feelings

İlginizi çekebilecek bir diğer yazı >>>>> Biraz yer kaplıyorum, kusura bakmayın

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.