Sinema & TV

“Her şey yolundaymış gibi” yapmayı bırakmak: Mira dizisi

“Her şey yolundaymış gibi” yapmayı bırakmak: Mira dizisi

HBO Max yapımı, bir boşanma hikayesinden çok daha fazlası.

Meltem Bozoflu’nun yazıp yönettiği Mira, birkaç haftadır yayınlanan yeni bir yerli HBO Original dizisi. Başrollerde Nehir Erdoğan, Yiğit Özşener ve Nezaket Erden var. On yıllık evliliği kocasının boşanma talebiyle alt üst olan Mira’nın kendini yeniden inşa etme yolculuğunu anlatıyor. Ama bunu yaparken gerçekten anlatıyor: dağınık, dürtüsel, çelişkili, son derece insani bir biçimde.

Diziyi ilginç kılan şey boşanma melodramı olmaması. Mira, karakterlerinin birbirleriyle ilişki kurma biçimleri üzerinden ilerliyor. Her karakterin dünyayı okuması ve dünyada var olma biçimi farklı; dizi bu farklılıkları hiyerarşiye sokmak yerine yan yana koyuyor. Polat (Yiğit Özşener) hayatı bir algoritma gibi kurmuş: rasyonel, kontrollü, her şeye bir açıklaması olan ama o açıklamaların içinde duygu oranını eksik bırakmış biri. Melis (Nezaket Erden) tam tersi bir istikametten gidiyor: duygulara yönelik bir iç pusulayla hareket eden, arkadaşının yanında koşulsuz durabilen ama kendi ihtiyaçlarını belki de görmeyen biri. Mira ise ikisinin de olmadığı bir yerde: ne rasyonel ne de duygusal bir stratejiyle değil, salt dürtüsellikle ve yasla hareket ediyor.

Beni çeken, karakterler arasındaki yargılamama oldu. Hepsinin birbirine, farkında olmadan, bir çeşit regülasyon öğrettiği bir yapı var. Polat sinir bozucu derecede doğru şeyler söylüyor ama bunu söylerken kendi duvarlarını da fark ediyor. Melis koşulsuz destek veriyor ama o desteğin altında kendi dolduramadığı bir boşluk olduğunu seziyorsunuz. Erkek olan karakter çok eril görülebilir, hafif bilmiş bilmiş ama dizi onu oraya sıkıştırıp bırakmıyor. Formülü yıkılınca otantik bir yerden çözüm bulmayı seçebiliyor karakter. O çözümler de algoritmadan değil, kırılganlıktan geliyor.

Dizinin bir başka katmanı da “her şey yolundaymış gibi” performansı. Sadece Mira değil, bütün karakterler bir iyi görünme performansı sergiliyor; dizi bu performansın ne kadar sürdürülebilir olduğunu soruyor. Evlilik içindeki ekonomik bağımlılık, ev içi emek, boşanma sonrası kadının maddi gerçekliği gibi konuları görünmezde bırakmadan janrından uzaklaşmadan toplumsal gerçekliklerin bir kısmını işliyor. Bir boşanma hikayesinin ardındaki sınıfsal ve toplumsal yapıyı da masaya soru işaretleriyle bırakıveriyor.

En çok hoşuma giden şeyse dizinin iyileşmeyi bireysel bir proje olarak görmemesi. “Yaparsın sen, kalk yürü, başarırsın” dili yok burada. Onun yerine “Biz bunu beraber atlatırız” diyen bir anlatı var. Çağımızın bireysel başarı söylemine iyi gelen bir karşı ses bu. Mira’yı izlerken, kurgularda şiddet anlatılarının yaygınlaştığı günümüzde ortasında birinin diğerine sarılmasının, birbirini dinlemenin ne kadar eksik olduğunu hatırlıyorsunuz.

Üç bölümü yayınlanan diziyi konuşmak için başrol oyuncularıyla bir araya geldim.

Hiç tanımayan birine Mira’yı ve onun dünyasını nasıl anlatıyorsunuz?

Nehir Erdoğan: Mira’yı hiç tanımayan biri olduğunu düşünmüyorum. Çok kalabalık Mira’lar olduğuna gönülden inanıyorum! Bunu kendi hayatımda, yakın çemberimde tanık oluyordum zaten. Meltem’le, Nezaket’le, Yiğit’le tanıştıktan sonra da Yiğit’in içindeki Mira’yı gördüm. Bütün bu sıkışmışlıklar, kendi ruhumuzdaki alanı tanıyamayışlarımız, ama bir yanımızda iyi de kalmak istediğimiz inceliklerimizin zayıflık zannedilmemesini istediğimiz… Birçok Mira’lar var. Sadece her birimiz ayrı köşelerde kendimizi yalnız zannediyoruz. Bu iş bir önceki kuşağı otoriteye, ebeveyne anlatamayan nice insana sesleniyor. Sadece bizden küçüklere değil, çok bizden büyük Mira’lar olduğunu da biliyorum.

İlk okuduğunda Melis’in Mira’nın hayatındaki rolünü nasıl yorumladın? Dönüşümünde nasıl bir yer tutuyor?

Nezaket Erden: Her zaman yanında durması. Sevincinde de, üzüntüsünde de yanında durması ve onu hayata karışması için cesaretlendirmesi. Herkesin ihtiyaç duyduğu bir arkadaş olduğunu düşündüm. Ama bir de şunun üzerinde durdum: onun neye ihtiyacı var? Nasıl bir refleksle bu kadar yardım ediyor arkadaşına? İnsan bazen böyle birine destek olurken kendine de bir şey iyileştirmek ister. Onun iyileştiğini görmek ona da güç verir. Ama belki Melis’in içinde eksik kalan bir şey de var, onu henüz görmüyoruz.

Melis yargılamıyor. Peki sence nasıl böyle biri olmuş?

Nezaket Erden: Başkalarını yargılıyordur belki, arkadaşına yargısız duruyor olabilir; belki yargılıyor ama yine de yanında duruyor. Oraları bilmiyorum, ne yaşadığını bilmiyorum ama ihtiyacını görebiliyorum. Burada gerçek bir dostluk var bence. İçinden taşan ve Mira’nın da karşılığında saf sevgisini alabildiği, karşılıklı bir dostluk. Güzel bir alışveriş bu.

Yiğit karakteri bu dünyanın neresinde duruyor? Mira’nın hayatına nasıl bir enerji getiriyor? Bence biraz sinizm getiriyor mesela.

Yiğit Özşener: Öyle bir karakter, evet. Cynical. Kendi tecrübesi ve yetiştiriliş tarzı itibarıyla, hayattaki deneyimi itibarıyla… Aslında neler deneyimlediğini yüzde yüz bilmiyoruz, güzel gizemli bir şekilde duruyor bir kenarda. Evet, bilmiş bilmiş konuşuyor ama söylediği her şey doğru. Sinir bozucu derecede doğru hem de! Kendisi de ifade ediyor: “Ben kapalı bir kutuyum” diyor. O durumdan da memnun değil. Ama hayatta kalmak ve görünür olmak adına belli bir şeyi kabulleniyor. Mira ile karşılaşana kadar…

Ama formül yıkılınca otantik bir yerden çözüm buluyor.

Yiğit Özşener: Tabii. Çünkü algıları çok açık. Bir matematik denklemi gibi, bir algoritma gibi kurmuş ama denklemin içindeki duygu oranı yeterli değil formülde. Bilerek konulmamış belki. Bir hayal kırıklığından, belki çocukluğundan öyle geldiği için. Melis ise duygulara yönelik algoritma kuruyor. Doğru oranlarda birleştiğinde çok tamamlayıcı. Belki de Mira’nın ulaması gereken şey, dürtüsel olmaktan çıkıp ne Polat gibi ne Melis gibi olmak; ama ikisinin temsil ettiği şeylerden doğru oranlarda karıştırabilmek. Yasını tutmak, travmayı atlatmak değil, bundan sonraki hayatını nasıl arzu ettiğini tanımlayabilmekle alakalı.

Bütün karakterlerde bir “iyi görünme performansı” var. Mira o kırılma anını temsil ederken bu performansı nasıl eleştiriyor sizce dizi?

Yiğit Özşener: Dizi olarak Mira bunun içsel mekanizmasıyla ilgileniyor. Sosyal medyanın da zorlamasıyla dışarıdan her şey harika görünüyor, kusursuz görünüyor. Ama bu ne kadar sürdürülebiliyor? İnsan yalnız kaldığında ya da biriyle ilişkiye girdiğinde ne kadar sürdürülebiliyor? Mira’da karakterler birbirleriyle ilişkiye girdikleri anda her karakter kendi hayatında ördüğü duvarlarla karşılaşıyor. Fitili ateşleyen Mira, çünkü ilk dürtüsel davranan o. Ve bizim anlatmaya çalıştığımız şey “Yaparsın sen, edersin, başarırsın” değil, “Biz bunu beraber atlatırız”ın ne demek olduğu.

Nehir Erdoğan: Depresyondaki insanlara “Kalk hadi yürüyüş yap, iyi gelir” deyiverirler ya. O aslında dizleri kırık bir insana “Kalk, yürü” demekten hiçbir farkı yok. Melis onu bilen bir arkadaş, minik minik harekete geçiriyor. 

Nezaket Erden: Melis’in annesi babası, Melis’i severek büyütmüş. O sevgiyle belki şefkati aktarıyor ama kendine olan şefkatini ne zaman aktaracak? O kadar çok an vardır ki hepimizin hayatında, içerde kıyamet koparken telefon çalıyor, iş telefonu ya da annen arıyor. “Efendim? Alo?” diye dönüyorsun. Bunlar senin minik minik performansların. Yavaş yavaş tecrübeyle, biraz yaşla, “sadece kendi alanımı koruyayım, çocuğu ve hayvanı koruyayım, yetişkin kendi travmasıyla uğraşsın” diye bir noktaya çekilmişken… Bu işteki karakterler “hadi abi, tekrar sarılalım birbirimize, biz bunu halledebiliriz” diyor. Umudumu bana hatırlattı.

Yiğit Özşener: İnsan insanı iyileştirebilir. İnsan insana tedavi edebilir. Bunu tek başına kişisel gelişim kitabıyla yapamazsın. “Enerjisi senin içinde var, sen muhteşemsin, sen biriciksin” diye olmuyor bu. Mira aslında bunu söyleyen bir iş.

Hiçbir karakter siyah-beyaz değil bu dizide. Ben hep şunu düşünüyorum: sanki kurgular artık salt bir ikilik üzerinden, kadın-erkek üzerinden konuşuluyor. Bu yapımı öyle görmedim.

Yiğit Özşener: İnsanlıkla alakalı bir yapım olduğu için hiçbir karakter öyle değil zaten. Tek ortak nokta hepsinin defolu, yaralı karakterler olmaları. Ya da o potansiyeli çok barındırmaları.

Nehir Erdoğan: Bu iş aslında herkesin birbirini anlamasını tekrar hatırlatabilecek bir iş olduğu için bizi mutlu ediyor birazcık da.

Bir de ekonomik bağımlılık meselesinin açıkça konuşulmasına geleyim. Türkiye’de evlilik için çoğunlukla görünmezde bırakılan bu konu. Dizinin bu tartışmayı açması karakterle kurduğunuz bağı etkiledi mi?

Nehir Erdoğan: Mira çalışmıyordu, kocası çalışıyordu. Ama kocası çalışırken Mira o evin düzeniyle ilgilenmiyordu mu? Ev içi emek üzerine durmak önemli. Kocası profesörse Mira’nın da emeği vardır!

Nezaket Erden: Bence Mira’nın eşinin ayrılma stili çok etkiliyor. Öncesinde biriyle ilişki yaşamak, evliliğin içinde pat diye bir ayrılık konuşması yapmak, karşılıklı bir hassasiyet gözetmemesi… Yüce gönüllülük yapıyor güya: “Kirayı bir süre daha öderiz.” Vicdanını rahatlatıyor. Ama duygusal tahribatla hiç uğraşmıyor. Şey gibi: Sen ne yaparsan yap, ben gidiyorum. Asla temiz olmuyor böyle ayrılıklar.

Yiğit Özşener: Mekanik bir düşünce tabii bu. “Yüz üstü de bırakmamış olurum, zor durumda bırakmamış olurum” mantığı… Ama bu açıdan Polat daha nazik ve özenli biri. Nezaketi hiç elden bırakmak istemeyen, fazla kontrol delisi olabilir ama hiç kaba davranmıyor. Aşırı rasyonel, cansız bir ciddiyetle rasyonel olabiliyor. Ama eşitlikçi ve karşısındakini anlayıp çözüm üretebilen biri.

Siz Mira’nın arkadaşı olsaydınız, ayrılık sürecinde hangi şarkıyı, filmi, kitabı ya da eylemi önerirdiniz?

Nezaket Erden: Frances Ha olabilir. Bir de kitap: Benim Olağanüstü Arkadaşım.

Yiğit Özşener: Charlie Chaplin filmlerini önerebilirim. Hepsini! Otursun izlesin.

Nehir Erdoğan: Acıklı şarkı dinlemesin, ne istiyorsa onu dinlesin. Ama ben Mira’yı ilk okuduğumda Puss n Boots’un Don’t Know What It Means şarkısı karşıma çıktı. Haftalarca herkese gönderdim, “O şarkı bence Mira’nın şarkısı.” diyerek. Ozan Önen’den Babam Beni Şahdamarımdan Öptü kitabı ve The Holiday filmini de ekleyeyim.

Gitmeden: Bu karakterler hep içimizdeki çelişkileri yansıtıyor. Hepimiz bir şekilde regüle oluyoruz. Siz kırılma noktalarında ne yapıyorsunuz?

Yiğit Özşener: Yürüyorum. Baya yürüyorum. Yürürken çok şey çözüyorum kafamda.

Nehir Erdoğan: Mutlaka yürümek. Paramparça ettim kaç ayakkabı… Fırsatın varsa arabayla uzun yol, tek başına.

Nezaket Erden: Yoga iyi geliyor bana. Hareket olması önemli.

Fotoğraflar: HBO Max Türkiye.

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.