Değişimin Doğası

Her Şeyi Bu Kadar Ciddiye Almak Zorunda mıyız? Alysa Liu’dan öğrendiğimiz şeyler.

Her Şeyi Bu Kadar Ciddiye Almak Zorunda mıyız? Alysa Liu’dan öğrendiğimiz şeyler.

Arkadaşlarla oynanan o soru oyunlarını bilirsiniz. birbiriniz hakkında en sevdiğiniz ve en sevmediğiniz özellikler sorulur. Sıra bana gelince birinin mutlaka “çok umursamaz” dediğini duyardım. O kadar sık tekrarlandı ki artık soru gelir gelmez cevabını içimden biliyorum. bir noktada problemin bende olup olmadığını sorgulamaya başladım. ben hiçbir şeyi o kadar da büyütemiyordum ya da ciddiye almiyordum. Heyecanlanıyorum, üzülüyorum ama dünyanın ekseni benim başarılarımla ya da başarısızlıklarımla kaymıyor gözümde. Sonra olimpiyatlara olmasina ragmen o doğal tavırları ve neşeli karakteriyle Alysa Liu’yu izleyince, içimde bir şey yerine oturdu. 

Zaten buz pateniyle kafayı bozmuş biri olarak bu kızın her röportajını izlemeye başladım ve ağzından çıkan her cümleyle dünya resmen daha yaşanabilir bir yermiş gibi hissettirdi bana. Kazanmak ve kaybetmenin önemsizliğinden bahsederkenki rahatlığı… Küçük haline ne tavsiye vermek istersin diye sorulduğunda “hiçbir şey, o yaşayarak öğrenecek” demesi… Bunların hepsi, ben içimden bile düşündüğümde kendimi yeteri kadar önemli görmüyor muyum acaba diye düşündüren cümleler. “Bir şeyi istiyorsan canın çıkmalı, bir yere geliyorsan savaş vermiş olmalısın, üzülüyorsan yerle bir olmalısın yoksa potansiyelini sonuna kadar kullanmiyor olabilirsin” düşüncesi beni yoran. 

Bu kadar aynı düşündüğüm bu kızla en farkli düşüncemiz o meşhur cümlesiydi: “Her şeyle bağ kurabilirim ama hiçbir şeye bağlanmam.” Çünkü benim icin tam tersiydi. Ben hiçbir şeyle doğru düzgün bağ kuramam ama her şeye bağlanırım. saçma bir ihtimale, daha sana nasıl hissettireceğini bilmediğin bir ülkeye, henüz içinde çalışmadığın bir işe, sana iyi davranıp davranmayacağı bile belli olmayan bir insana. Bağ kurmak emek istiyor zaman istiyor ve ben bunun icin fazla sabirsizim sanirim.  

Daha sevmediğimiz insanların bizi sevmesini istememiz, sana nasıl hissettireceğini bilmediğin ülkelerin, işlerin, insanların peşinden bu denli hırsla koşmamız… Hepsinin nedeni saçma bir kanıtlama çabasıydı benim için. Kendime, aileme, belki eski sevgililere, bizi küçümseyenlere, hatta bazen hayali bir jüriye bir şey ispatlama isteği.Hayatin hicbir yerinde düzgün kapanışlar, ayrılıklar yapamadigim icin her yazımda en çok zorlandığım yerde tam burasi, kapanış paragrafı. anlattığım bütün sorunlara bir cevap bulmam, bütün düğümleri tek paragrafta çözmem gerekiyormuş gibi hissediyorum. Okuyucuya bir ders, bir sonuç, mümkünse küçük bir aydınlanma anı bırakmak… Ama Alysa beni tam bu noktada rahatlatıyor. “Küçük halime hiçbir tavsiye vermezdim. O zaten yaşayarak öğrenecek,” gerçekten bu kadar basit. Her şeyi şimdi anlamak, çözmek zorunda değilim. Her şeyin net bir sonucu olmak zorunda da değil. Yazıların da, hayatın da. Belki bazı şeyler sadece yaşandıkça anlam kazanıyor, şimdilik burada bırakmak da gayet yeterli benim için.

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.