Hassasiyeti yüksek, daha iyi bir gelecek için popülaritesini kullanacak kadar bilinçli. “Kuş Uçuşu”nun Kenan’ı İbrahim Çelikkol ile kariyerini, toplumsal meseleleri ve hayata bakışını konuşmak için bir araya geldik.
Röportaj: Serli Gazer
Fotoğraflar: Mehmet Erzincan
Styling: Bengisu Gürel


Kendi hayatına bir retrospektif yapacak olsan, nasıl anlatmaya başlardın?
Küçük, mütevazı, çalışkan bir ailede; sevgiyle, sporla, müzikle, doğayla ve inanılmaz arkadaşlıklarla büyümüş, pek çok şeyi deneyimlemiş, tüm deneyimlerinin getirisiyle her öğrendiğinden ders çıkarmaya çalışan, kalıplara sığmayan, zaman zaman aykırı kalmış bir hayat benimkisi.
Canlandırdığın karakterlerden en çok özlediğin hangisi? Senin hayatında nasıl bir yeri var?
Etkisini bırakmak anlamında, Karadağlar dizisindeki Gülali karakterinin yeri benim için çok ayrıdır. Oyunculuk kariyerimin başlarıydı. Birlikte rol aldığım ustalar, kurduğum dostluklar, Yeşilyurt ve Adatepe köylerinin sakinleri ile yaşadığım anlar bende hep özeldir.


Bir role nasıl hazırlanıyorsun, o süreci anlatır mısın?
Başta kendimi inzivaya çekip, kendimle kalıp iyice sindirmeye çalışırım karakterin özelliklerini. Sonra karaktere benzer başka karakterleri okuyup, izler ve gözlemlerim. Danıştığım ustalar mutlaka olur, onlarla uzun uzun sohbet ederim. Aynı zamanda kendime de fiziksel ve mental olarak özellikle dikkat ettiğim bir dönem olur. Özel diyet, spor, alınması gereken özel bir ders varsa hepsine yoğunlaşırım. Kısacası role dış görüntüsünden iç hissiyatına kadar olabildiğince girebilmek için elimden geldiğinde tüm sınırlarımı zorlamaya çalışırım.
Peki bir film/dizi sona erdiğinde o rolden nasıl çıkıyorsun? Kıyafet değiştirmek gibi kolay mı senin için yoksa o karakterden kopmak, etkisinden çıkmak biraz zaman alıyor mu?
Karakterden çıkmakta zorlanmıyorum. Bence bu biraz da özel hayatındaki meşguliyetlerinle, çevrenle, ilgilendiklerinle alakalı. Ben İbrahim olarak meşgul olduğum şeylerle alakalı. İş ve hayat entegrasyonuyla alakalı. Bunu iyi dengelediğimi düşünüyorum. Dolayısıyla benim için zor olmadığını söyleyebilirim.

Oyunculuğa karşı nasıl bir bakış açın var? Bu mesleğin en çok nesini sevdin ve seviyorsun?
Duygusal bir meslek oyunculuk, benim karakterimle çok özdeşleşiyor. Ne kadar yetenekli olursanız olun, ne kadar eğitim alırsanız alın; iş oyuncunun duygularıyla yaptığı bir şeydir. En sevdiğim tarafı bu; çünkü gözlem yapmak, gerçekliği fark etmek, pek çok karaktere, pek çok hayata yolculuk yapabilmek. Pek çok insana dokunabilmek.
O yüzden oyunculuk mesleğine güçlü bir aidiyet hissediyorum.
Oyunculukta geldiğin noktadan mutlu musun?
Tabii ki çok mutluyum. Ama hayat bir yolculuk ve o uzun bir yolculuk ve bu yolculuk her bir saniyesinde öğrenmeye devam edilen bir yolculuk. Benim de öğrenme yolculuğum üzerine katarak hep devam ediyor diyebilirim.
“Duygusal, enerjisi yüksek, adrenalini, hayatı ve yaşamayı seven, ulaşmak istediği her şey için mücadele eden bir adamım.”

Oyunculuktan, o karakterlerden, içinde bulunduğun hikayelerden neler öğrendin?
Her yerde ve her dönemde bambaşka hikayeler olduğunu… Herkesin hikayesinin başka olduğunu, her şeyin büyük bir farkındalık ve kabullenişle başladığını… Hayatta harmoniyi yaratan şeylerin bambaşka renkler olduğunu ve bunu herkesi sevmeyle kucaklamayı, onlara saygı duymayı öğrendim.
Kendini iyi tanıdığını düşünüyor musun? Dışarıdan bakıldığında nasıl karakter özellikleri görüyorsun?
Kendimi çok iyi tanımama rağmen kendimi tanımlamakta zorlanmayı doğru buluyorum. Ama yine de şunları söyleyebilirim; duygusal, çok enerjik, adrenalini, hayatı ve yaşamayı seven, ulaşmak istediği her şey için mücadele eden, çalışan, çabalayan bir adamım. Sevdiğim her şeyi var edebilmek için ona ulaşmak adına çok cesaretli her seferinde her durumda gösterebilen…
Popüler olmak hoşuna gidiyor mu? Evin içine girip kapandığın zaman nasıl bir İbrahim Çelikkol oluyorsun?
İnsanlara ulaşma, onları etkileyebilme gücü çok değerli ama aynı zamanda etkisi çok açık, bir o kadar da savunmasızlık durumu içeriyor. O yüzden duygusu değişen bir adam da olabilirim; kendisiyle vakit geçirip, iş yaptığı alanın dışında çocuk olup, sevdiğim şeylerle ilgilenen bir adamım. Bundan çok ödün vermemeye çalışıyorum, aksi halde hayata sevdiğim şekilde yaşayamazdım diye düşünüyorum.
Kadınların dominant olduğu bir ailede büyümek kadınlara olan bakış açını ve hassasiyetini nasıl değiştirdi? Bugün kendini düşündüğünde bunlar sence nasıl bir katkı sağladı?
Kadınların içinde büyüdüm ben. Annem, benim teyzem, halam, babaannem… Kafamı nereye çevirsem kadındı. Kendimi çok hassas hissediyorum bu yüzden.
Beceri anlamında; kadınların aslında incelikleri, ürettikleri, geliştirdikleri, içgüdüleri, sezgileri çok yüksek. Sanırım şimdi de o zamanın etkisi bende sürüyor.
Kadınlardan biri mesela Birce (Akalay). Menajerim de kadın…
Beceri anlamında karakter, kendini açabilmek, insanları anlamak… Bunların hepsi kadınlardan öğrendiğim şeyler.
Yorulduğunda ya da her şeyden bıkma noktasına geldiğinde bununla nasıl başa çıkıyorsun?
Aslında kendini yeniden var etmek, yenilenmek için en önemli duygu bence o. Yorulmanın kötü olduğunu düşünmüyorum. Kendimle çok vakit geçirmeyi çok severim, o yüzden kendimle kaldığım zaman çok şey değişir.
En yakın desteği doğaya ve köpeklere borçluyum. Köpeğimle doğaya çıkarım, yürürüm, saatlerce… Sorumluluklarımı yerine koyarak, onları zihnimde doğru yere çekip sonra kabuğuma çekilmek… Bunlar aslında benim minik menajerlik sistemim. Müdahale etmeden, kabuğuma çekilip biraz dinleyip, biraz daha dikkatle nefes alarak, işimi yapmanın samimiyetiyle aklıma gelen şeyler. Bunlar bana özellikle bu dönemlerde çok iyi geliyor.
Oğlunla nasıl bir ilişkin var? Nasıl bir babasın?
Hayatımdaki ilişkilerimi kalıpların veya sınırların içinde yaşamayı sevmiyorum. Oğlum Ali ile de böyle. Çok kuvvetli bir iletişimimiz var. Bununla birlikte, birbirine bağlı, birlikte çok eğlenen, birbirimizi büyüttüğümüz bir baba-oğul ilişkisi bizimkisi. Ali, benim hayatımdaki en büyük ve en dolu dolu “İyi ki” dediğim şey!
Onunla en çok ne yapmaktan hoşlanıyorsun?
Aslında onunla yaptığım her şey çok eğlenceli. Araba yıkamak, doğada Moon ile gezmek, spor yapmak ki ben size snowboard’a başladığını, yemek yapmak, müzik dinlemek, film izlemek, tatile gitmek bunlardan sadece birkaç.
Hayatla ilgili gibi mi yaşıyorsun? Korku ve endişelerin var mı?
Hayat geldiği gibi yaşamaya çalışıyorum. Bana göre, hayallerim var, yeni deneyimler ediniyorum. Benim gibi duygusal bir adam için kaygıları yönetmesi çok kolay olmuyor.
Toplumsal hassasiyeti yüksek birine benziyorsun. Bu konuda yaptığın çalışmalar, gelecekle ilgili toplumsal gündemine dair ya da STK’lar için gibi planların var mı?
Çok aktif biriyim. Kızılay’ın çalışma sistemini çok önemsiyorum. Ama kadının toplumsal rolüne dikkat çekmek üzere Nil Karaibrahimgil ile birlikte bir sivil toplum kuruluşunun projesinde yer aldım. Şimdi ise yaz geliyor ve yangınlara dikkat çekmek için hazırlanan bir simülasyon için seslendirme yapacağım. Daha çok durumlar ve projenin söyleminin benim hayatımdaki yerine göre desteklerim oldu.
Depremde aktif bir şekilde enkaz kaldırma çalışmalarında yer aldın. Nasıl bir deneyimdi senin için? Hayatla ilgili bir farkındalık noktasına ulaştı mı?
Etkisinden hiç çıkmış değilim, kimse de bu enkazdan çıkmamalı ama dersler çıkarmalı. Çok sayıda insanımı kaybettik, çok kişi yakın sevdiklerini kaybetti, geriye kalanlar ise hayatları nasıl devam ettirecekleri konusunda bir hayli endişe taşıyor. Bunlar her ama her gün kolay şeyler değil. Sadece kısa dönemi değil, uzun vadede bizler dayanışmayı yeniden kucaklamak zorundayız. Ki bizler çok merhametli bir toplumuz; insani yardım davranış biçimi olarak birbirine bağlanmış bir halkız, bu yüzden deprem gibi bir felaket sonrasında ise herkesin üzerine düşen aleniyetle yapması gerektiğini düşünüyorum.
Gelecekle ilgili endişelerin var mı? Nasıl bir Türkiye’de yaşamayı hayal ediyorsun?
Gelecekle ilgili umudum var. Ülkemi ve bu ülkenin insanlarını çok seviyorum ve inanıyorum ki, dili, dini, inancı ne olursa olsun bu ülkede yaşayan herkes de bu ülkeyi çok seviyor. Herkesin özgürce yaşadığı, birbirine saygı duyduğu, fikirlerin özgürce ifade edildiği, bilgiye erişimin kısıtlanmadığı, herkesin adil ve eşit davranıldığı, yüksek refah düzeyinde olan bir ülke geleceği benim düşlediğim.
En kötü huyun nedir?
Oldukça inatçıyımdır. Canım sıkıldığında çabuk düşerim.
Peki ya en gurur duyduğun?
Vicdanım… Oldukça merhametliyimdir.
Mutlu olduğunu söyleyebilir misin? Genel olarak…
Benim, evladımın, sevdiklerimin sağlığı yerinde, kayıplarımız baki ama mutluyum. Diğer türlü insanın menajeri siyan bozuyor, ben genel olarak mutlu olmanın peşindeyim. Ekmekle, gülmeyle seviyorum, görünen aksine sakin biri de olabilirim. Dostlarımla, sevdiklerimle, mümkün olanlara zaman ayırmak, vakit geçirmek bana çok iyi hissettiriyor.
Bu hayatta neyin peşindesin?
Yeni deneyimlerin ve daha fazla öğrenmenin peşindeyim.