Bu sezon Milano’da mesele yalnızca kıyafet değildi. Güç kimde? Miras nasıl devralınır? Bir moda evi “şimdi”yi nasıl tanımlar? Sonbahar/Kıi 2026 koleksiyonları bu soruların etrafında şekillendi.
İçindekiler
FENDI – “Less I, More Us”


Maria Grazia Chiuri’nin Fendi’de tek kreatif direktör olarak sunduğu ilk koleksiyon, bireysel egodan kolektif hafızaya bir geçiş önerdi. “Less I, More Us” yalnızca bir slogan değil; Fendi’nin gerçek mimarları olan beş kız kardeşe – Alda, Carla, Paola, Franca ve Anna – bilinçli bir hatırlatmaydı.
Chiuri, Karl Lagerfeld’in 54 yıllık etkisinin gölgesinde kalan bu kadın figürleri merkeze alırken, erkek ve kadın koleksiyonları arasındaki ayrımı da yumuşattı. Uzun, akışkan terzilik; şeffaf tül katmanları; romantizmle pragmatizmin dengesi… Ancak asıl dikkat çeken, kürkün geri dönüşüydü. “Echo of Love” projesiyle eski kürklerin dönüştürülmesi, gösterişten çok sürdürülebilirliğe işaret ediyordu.
Chiuri’nin mesajı net: Moda bir performans değil, bir iştir.
PRADA – Katmanların Koreografisi



Miuccia Prada ve Raf Simons bu sezon zekice bir sahne oyunu kurdu: 15 model, 60 görünüm. Aynı modeller dört kez podyuma çıktı; her dönüşte bir katman eksildi.
Bu yalnızca teknik bir gösteri değildi. Katman çıkarma eylemi, kadınların gün içinde kimlik değişimini simgeliyordu. Amaç “gerçek hayat gardırobu”nu yüceltmekti. Yıpranmış gibi görünen yüzeyler, lekeli efektler, bilinçli kırışıklıklar ve organza ile satenin burjuva zarafeti; hepsi Prada’nın “kusurlu gerçeklik” estetiğine hizmet ediyordu.
Prada yine şunu hatırlattı: Modernlik teatral değil, insani olanda gizli.
GUCCI – Demna’nın “Gucciness” Arayışı



Demna’nın Gucci’deki ilk defilesi yalnızca bir başlangıç değil, bir manifesto niteliğindeydi. Tasarımcı Floransa’ya giderek markanın köklerine döndü; Uffizi’de Botticelli’nin Venüs’ün Doğuşu tablosu karşısında yaşadığı “aydınlanma anı”, koleksiyonun duygusal temelini oluşturdu.
Defile mekânı adeta bir müzeydi: mermerle kaplı bir alan, antik heykellerin üç boyutlu replikaları ve Rönesans referansları. Ancak bu nostalji değildi; bu, Gucci’nin İtalyan kültüründeki yerini yeniden sahiplenme hamlesiydi.
Silüetler cinselliği merkezine aldı. Tom Ford dönemine açık referanslar – hatta 1997’nin ikonik çift-G string’ine gönderme – koleksiyonda belirgindi. Dikişsiz elbiseler, bedeni takip eden kıvrımlı kesimler, kaslı erkek modeller ve sabahın ilk saatlerini hatırlatan bir “gece sonrası” cazibesi…
Demna’nın Gucci’si entelektüel değil, duyusal bir deneyim öneriyor. Ve tasarımcının kendi sözleriyle: Gucci bir isim değil, bir sıfat olmalı.
MAX MARA – Orta Çağ’ın Modernliği



Ian Griffiths bu sezon ilhamını 11. yüzyıl figürü Matilde di Canossa’dan aldı. Orta Çağ estetiği, şaşırtıcı biçimde bugüne ait hissettirdi. Süet tunikler, ayak bileğine uzanan kaşmir paltolar, kapüşonlu silüetler…
Bu koleksiyon nostalji değil; tarihsel formların çağdaş terzilikle yeniden yazımıydı. Max Mara kadını için değişmeyen şey ise net: güç, sadelik ve zamansızlık.
EMPORIO ARMANI – Maestro’nun Yankısı
Giorgio Armani’nin vefatının ardından Emporio Armani, A/W 2026’da birleşik kadın-erkek defilesiyle geri döndü. “Maestro” başlıklı koleksiyon, markanın müzikal metaforlarla örülü mirasına bir saygı duruşuydu.
Silvana Armani’nin katkısıyla koleksiyon, Armani kodlarına sadık ama daha yumuşak bir dokunuş sundu: omuz pedleri olmadan inşa edilen ceketler, geniş kemerli pileli pantolonlar, monokrom final görünümleri.
Bu, kopuş değil; kontrollü bir devamlılık.
BOTTEGA VENETA – Dokunma Arzusu



Louise Trotter’ın ikinci koleksiyonu duyusal bir deneyimdi. Şekillendirilmiş fiberglas formlar, hacimli shearling paltolar ve dokunma isteği uyandıran yüzeyler…
Trotter, Maria Callas ve Pier Paolo Pasolini’den ilham alarak 20. yüzyıl İtalya’sının entelektüel ve erotik gücünü bugüne taşıdı. Koleksiyon “giyilebilir”di ama ticari anlamda değil; bedende hissedilmek üzere tasarlanmıştı.
Bottega Veneta bugün, zanaatkarlığı duygusal yoğunlukla birleştiriyor.
Milan A/W 2026 bize şunu gösterdi:
Moda artık yalnızca estetik değil, konumlanma meselesi.
Kimi mirası yeniden yazıyor, kimi arşivini sahipleniyor, kimi duyusallığı merkeze alıyor. Ancak ortak payda şu: Güç, bu sezon kumaşın içinde saklıydı.
Fotoğraf: EMPORIO ARMANI