Bir şey yaparken aklınız çoktan başka bir yerde mi?
Yemek yerken birazdan ne yapacağınızı, çalışırken iş bittikten sonra yapacaklarınızı, hafta sonundayken pazartesiyi düşünüyor olabilirsiniz. Bedenimiz bulunduğumuz yerde olsa da zihnimiz çoğu zaman çoktan başka bir zamana geçmiştir.
Günlük yaşamımızda zihnimizden binlerce düşünce geçiyor. Bu düşüncelerin önemli bir bölümü ise içinde bulunduğumuz ana ait değil; ya geçmişte yaşadıklarımızdan geliyor ya da henüz gerçekleşmemiş bir geleceğe yönelik oluyor.
Aslında zihnimizin geçmişe dönmesi ve geleceği düşünmesi oldukça doğal. Zihnimiz geçmiş deneyimlerimizden öğreniyor, gelecekte karşılaşabileceğimiz ihtimalleri değerlendiriyor, olası sorunları önceden fark etmeye ve bizi hazırlamaya çalışıyor. Bu nedenle geleceği düşünmek, plan yapmak ve geçmiş deneyimlerimizi değerlendirmek başlı başına problem değil.
Ancak geleceği planlamak ile sürekli gelecekte yaşamak aynı şey değil.
Bazen henüz yaşanmamış bir konuşmayı zihnimizde defalarca yapıyor, gerçekleşmemiş bir problem için çözüm üretmeye çalışıyor ya da bugün yapmamız gerekenleri düşünürken yarının kaygısını da bugüne taşıyoruz.
Zihnimiz sürekli “Sırada ne var?” diye soruyor.
Bir işi bitiriyoruz, bir sonraki işi düşünüyoruz. Bir hedefimize ulaşıyoruz, hemen ardından yeni bir hedef belirliyoruz. Tatildeyken dönüşü, hafta sonundayken pazartesiyi düşünüyoruz.
Bu mekanizma sürekli çalıştığında, faydalı bir planlama davranışından çıkıp zihinsel bir yük haline gelebiliyor. Çünkü henüz yaşanmamış bir ana zihinsel olarak yatırım yaparken, içinde bulunduğumuz anı ikinci plana atabiliyoruz.
Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımında üzerinde çalıştığımız konulardan biri de zihni gereksiz yere meşgul eden ve kişinin yaşamına katkı sağlamaktan çok onu yoran düşüncelerdir. Bazen bunları “çöp düşünceler” olarak ifade ederiz. Burada amaç düşünceleri tamamen ortadan kaldırmak değil; hangi düşüncenin işlevsel olduğunu, hangisinin ise yalnızca zihinsel bir yük oluşturduğunu fark edebilmektir. Çünkü her düşünceyle ilgilenmek zorunda değiliz.
Zihnimiz gelecekle meşgulken, şu anda olup biteni fark etmek de zorlaşabilir. Yorgun olduğumuzu, dinlenmeye ihtiyacımız olduğunu, bir ilişkide kırıldığımızı, yalnız kalmak istediğimizi ya da aslında birkaç dakika durmaya ihtiyaç duyduğumuzu fark etmeyebiliriz. Çünkü ihtiyaçlarımız yalnızca zihnimizde oluşan düşüncelerden ibaret değildir. Bedensel ve duygusal ihtiyaçlarımız da vardır.
Bedenimiz bazen zihnimizden önce konuşur. Yorulduğumuzu, gerildiğimizi, dinlenmeye ihtiyacımız olduğunu ya da sınırlarımızın zorlandığını bize çeşitli yollarla anlatabilir. Ancak zihnimiz sürekli geçmiş ve gelecek arasında gidip geliyorsa, bu sinyallerle temas etmek de zorlaşabilir.
Bu nedenle “anda kalmak”, zihni tamamen boşaltmak ya da hiç düşünmemek anlamına gelmez. Daha çok, zihnimizin nerede olduğunu fark edebilmek ve kendimizi yeniden bulunduğumuz ana getirebilmekle ilgilidir. Bunun için günlük yaşamda küçük bir farkındalıkla başlayabiliriz.
Gün içinde birkaç kez durup kendimize şu soruları sorabiliriz:
“Şu anda zihnim nerede?”
Geçmişte mi?, Gelecekte mi?, Yoksa gerçekten burada mı?
Ve ardından: “Şu anda neye ihtiyacım var?”
Belki dinlenmeye, belki bir şeyleri konuşmaya, belki sınır koymaya, belki de hiçbir şey yapmadan birkaç dakika durmaya…
Kendimizle ve ihtiyaçlarımızla daha fazla temas edebilmenin ilk adımı, zihnimizin sürekli geçmişe ve geleceğe ne kadar gittiğini fark etmek olabilir.
Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey bir sonraki adımı planlamak değil, içinde bulunduğumuz ana birkaç dakika daha gerçekten temas edebilmektir. Ve belki de kendimize sorabileceğimiz en basit soru şudur: “Şu anda gerçekten burada mıyım?”