Moda Haftaları

Prada FW’26 Erkek Koleksiyonu’ndan ilhamla gardırobunuza ekleyebilecekleriniz

Milano’daki uzun zamandır beklenen defile, 21. yüzyıl modasının nasıl olması gerektiğini bir kez daha hatırlattı: duygusal, zeki ve dozunda ironik.

Miuccia Prada ve Raf Simons, onlardan zaten beklediğimiz şeyi bir kez daha yaptı: entelektüel moda severler için yepyeni bir görsel dil yarattı. Prada FW’26 – Before and Next, hafıza, kültür ve kişisel tarihle kurulan bir ilişkiyi; kesimler ve dokular aracılığıyla şifreli bir anlatıya dönüştürüyor. Teknik olarak bir erkek koleksiyonu olabilir ama dürüst olalım: Buradaki parçaların ve stil oyunlarının en az yarısı, çoktan hepimizin gardırobuna göz kırpıyor.

Duvarsız bir ev: 21. yüzyıl modası nerede yaşar?

Defile, Prada Vakfı’nın ikonik Deposito mekanında gerçekleşti ancak alan neredeyse bir “hayalet ev”e dönüştürülmüştü. Klasik bir İtalyan palazzosunun Botticelli’vari ihtişamı sanki yerinden sökülmüş gibiydi. Alçı süslemeler, mermer şömineler, ahşap paneller ve pencere boşlukları havada asılı duruyor; alışıldık duvarlar ise tamamen yok olmuştu. Geriye yalnızca bir hafıza kesiti kalmıştı.

Ortaya çıkan atmosfer sınırda bir yer hissi yaratıyordu: özel ile kamusal, geçmiş ile şimdi, gerçeklik ile moda sahnesi arasında. Koleksiyonun temelini oluşturan “düşüncenin arkeolojisi” fikri bu mekânda hemen okunuyordu. Normalde içimizde sakladığımız ne varsa burada açığa çıkarılmıştı; hem çıplak bırakılmış duvarlarda hem de insanî bir dürüstlük taşıyan kıyafetlerde.

Oversize’a karşı ölçülü bir zarafet

Dar kesim paltolar, slim trençkotlar ve düz paça pantolonlar; her şeyi yutan oversize estetiğe karşı sessiz ama kendinden emin bir itiraz gibiydi. Bir davetlinin bunu “erkek modasında Ozempic çağı” olarak tanımlaması boşuna değildi. Ancak mesele zayıflık değil; form disipliniydi. Beden olumlama çağında unutulmaya yüz tutmuş bir kavram.

Prada bu koleksiyonla aşırı oversize dönemini nazik ama net bir şekilde kapatıyor. Paltolar artık bedenden sarkmıyor, onu sarıyor. Omuzlar belirgin ama abartısız, bel hattı tanımlı ama sıkı değil. Bu, elegansın köklerine dönüş. Sahibini gizleyen değil, onu dünyaya anlatan siluetlerin geri dönüşü.

Kadın gardırobu içinse bu yönelim adeta bir hediye. Figürü koza gibi sarmayan ciddi paltolar ve bel vurgulu trençkotlar uzun zamandır geri çağrılıyordu. Prada, sadece sezgisel olarak hissedileni resmiyete döktü.

Karakterli manşetler

Manşetler koleksiyonda kendi başına bir hayat yaşıyor. Uzatılmış, hafif abartılı ve bilerek dağınık. Kabanların altından fırlamaya hazır gibiler. İçteki gömleğin “ideal” olmaktan özellikle kaçındığını ima ediyorlar. Kumaş kimi yerde kırışmış, kimi yerde hafif kirlenmiş gibi. Gerçekten giyilmiş, saklanmamış bir parça hissi var.

Bu yaklaşım Miuccia–Raf ortaklığının imzası. Steril beyazlık yerine yaşanmışlık. Kadın stilinde bu detay, en sade kombine bile anında dramatik bir derinlik katıyor. Manşetleri biraz daha uzun bırakmak, biraz daha görünür kılmak yeterli.

Hafıza etkisi taşıyan kıyafetler

Paltolar ve trençkotlar sanki bir geçmişe sahipmiş gibi görünüyor. Üst katman çatlamış, altından ekose, tüvit ya da başka bir doku açığa çıkmış. Bu, resimde eski bir katmanın alttan belirmesi anlamına gelen pentimento etkisinin tekstildeki karşılığı.

Bu “kusurluluk” hissi tamamen kurgulanmış olsa da, zamanın izini dürüstçe taşıyor. Parça hem yeni hem de geçmişi var. Prada’nın asıl hamlesi burada: Patinalı deri, yıpranmış pamuk ve süet artık eskimiş değil; olgun, bilinçli ve zamansız.

Tek hamlede rol değiştiren pelerinler

Trençkot ve paltoların üzerine giyilen pelerinler, koleksiyonun mini sahne oyunları. Kısa, net kesimli bu parçalar bazen teknik, neredeyse utiliter bir çizgide; bazen de güçlü bir renk vurgusu olarak karşımıza çıkıyor. Ama her durumda, baz bir görünümü tamamen dönüştürüyorlar.

Aynı trençkot saniyeler içinde sıradandan ultra-moda bir siluete evriliyor. Özellikle sarı pelerinli görünüm hafızalara kazındı. Podyumda bu look’u taşıyan isim ise defilenin öne çıkan yüzlerinden biri hâline geldi.

“Doğru” durmak istemeyen şapkalar

Şapkalar bu koleksiyonda bağımsız karakterler gibi. Kimi alnın üzerine kaymış, kimi omuza yaklaşarak neredeyse sırt üzerinde dekoratif bir elemana dönüşmüş. Başlık artık yalnızca işlevsel değil; kişisel bir ifade alanı.

Mesaj net: Aksesuarların “doğru” durma zorunluluğu yok. Eğilebilir, yana kayabilir, trençkota iliştirilebilir ya da elde taşınabilir. Şapka, karakterinizin bir uzantısı.

Lekeden korkmayan gömlekler

Beyaz gömlekler yeni çıkmış gibi değil; yaşamış gibi. Ütü gölgeleri, hafif koyulaşmalar, kahve ya da sigara dumanını andıran izler var. Gerçek hayattan geçmiş parçalar bunlar. Ve tam da bu yüzden daha güzel.

Yeni yaka çağı

Örgü üstler ve atletler; kare ya da alışılmadık derecede derin yuvarlak yakalarıyla geleceğin önlüklerini andırıyor. Göğüs üstü ve köprücük kemikleri belirgin ama iddiasız. Parça, sanki klasik oranlara göre biraz kaydırılmış gibi duruyor.

Bu küçük uyumsuzluk, katı görünümlere kırılgan bir hava katıyor. Kadın stilinde ise boynu vurgulamanın en rafine yollarından biri hâline geliyor. Prada etkisi tam olarak burada: Parçalar sanki yerinde değil ama tam da bu yüzden doğru.

Moda değerlerden söz ettiğinde

Miuccia Prada ve Raf Simons, kıyafetler aracılığıyla evrensel insani değerlerden bahsetmek istediklerini açıkça söylüyor: kültür, anlam, zeka ve özen. FW’26’da bu bir basın bülteni klişesi değil; koleksiyonun gerçek bakış açısı. Zamanla kurulan saygılı bir ilişki, gündeliğin estetikleştirilmesi ve kaçınılmaz yıpranmanın bir kusur değil, güzellik olduğunun kabulü.

*Marie Claire Rusya edisyonundan Türkçe’ye çevrilmiştir.

Fotoğraf: Prada

İlginizi çekebilecek bir diğer yazı >>>>>> Erkek Moda Haftaları geri dönüyor: Sonbahar/Kış 2026-27 sezonu Milano’dan Paris’e uzanıyor

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.