YAŞAM

Selin Avşar İnanlı ile lüks otelcilikte değişen dengeler üzerine

Selin Avşar İnanlı ile lüks otelcilikte değişen dengeler üzerine

İstanbul’un kalbinde, Boğaz’ın eşsiz silüetiyle bütünleşen Radisson Blu Bosphorus Hotel Istanbul’un Genel Müdürü Selin Avşar İnanlı ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda, lüks otelciliğin değişen dinamiklerini, misafir beklentilerinin nasıl evrildiğini ve güçlü bir lokasyonun marka deneyimine nasıl dönüştürüldüğünü konuştuk. İnanlı, günümüzde “gerçek lüks” kavramını kişiselleştirilmiş deneyim ve misafiri anlama üzerine tanımlarken, İstanbul gibi rekabetin yoğun olduğu bir pazarda deneyim odaklı yaklaşımın ve dengeli stratejinin önemine dikkat çekiyor.

Lüks otelcilik kavramı son yıllarda önemli bir dönüşüm geçiriyor. Radisson Blu Bosphorus gibi ikonik bir lokasyonda, sizce bugün bir misafir için “gerçek lüks” neyi ifade ediyor? 

Bugün ‘’gerçek lüks ‘’, artık yalnızca fiziksel konfor ya da gösteriş değil; kişiselleştirilmiş deneyim, zaman tasarrufu ve duygusal bağ anlamına geliyor. 

Radisson Blu Bosphorus gibi ikonik bir lokasyonda, misafir için lüks; Boğaz’ın eşsiz atmosferini yaşarken aynı zamanda kendini özel ve anlaşılmış hissetmesidir. Bizim için lüks hiçbir zaman misafirin beklentisini karşılamak değil, beklentiyi öngörüp üzerinde hizmet vermek olmuştur.

Radisson Blu Bosphorus’un, İstanbul Boğazı gibi eşsiz bir destinasyonda konumlanmasının markaya kattığı değeri nasıl tanımlarsınız? Bu lokasyonun otelin kimliğine etkisi sizce nedir? 

İstanbul Boğazı gibi stratejik ve global ölçekte bilinirliği yüksek bir destinasyonda konumlanmak, markamız için önemli bir rekabet avantajı ve konumlandırma gücü yaratmaktadır. 

Ancak günümüz otelcilik anlayışında lokasyon tek başına yeterli olmamaktadır. Asıl değer bu eşsiz konumu tutarlı bir marka deneyimine dönüştürebilme kapasitesindedir. 

Boğazın sunduğu bu ayrıcalığı, Radisson Blu Bosphorus olarak biz; ürün, hizmet kalitesi ve misafir deneyimine entegre ederek marka algısını güçlendiren sürdürülebilir bir değer önerisine dönüştürüyoruz.

Bu yaklaşım, otelimizi sadece iyi bir konumda bulunan bir tesis olmaktan çıkarıp, bulunduğu lokasyon ile bütünleşmiş, güçlü bir marka kimliğine sahip bir destinasyon noktası haline getiriyor. 

Satış ve pazarlama tarafında, özellikle İstanbul gibi rekabetin yüksek olduğu bir pazarda, Radisson Blu Bosphorus’u güçlü kılan temel yaklaşımınız nedir? 

İstanbul gibi dünyanın en dinamik ve rekabetçi destinasyonlarından birinde fark yaratmak, klasik satış ve pazarlama yaklaşımlarının ötesine geçmeyi gerektiriyor. 

Biz Radisson Blu Bosphorus olarak odağımıza ürünü değil, deneyimi ve hikayeyi alıyoruz. Boğaz’daki konumumuzu yalnızca bir avantaj olarak değil, markamızın temel değer önerisi olarak konumlandırıyoruz.

Stratejimizin merkezinde; doğru segmentasyon, güçlü gelir yönetimi disiplini ve kanal çeşitliliğini merkeze alan bir yapı ile ilerliyoruz. Aynı zamanda toplantılı guruplar, tatil ve iş amaçlı seyahat edenler ve yerel pazardan gelen talepleri dengeli yöneterek riskleri dağıtan ve sürdürebilir gelir yaratan bir strateji benimsiyoruz.

Bu bakış açısı ile sadece tercih edilen bir otel değil, İstanbul’da deneyimlenmesi gereken bir destinasyon haline getirmeyi hedefliyoruz.

Dijitalleşmenin hız kazandığı bir çağda, hem global bir markanın parçası olup hem de lokal bir deneyim sunarken, lüks segmentte marka algısını korumak ve güçlendirmek sizce nasıl bir denge gerektiriyor? 

Dijitalleşmenin hız kazandığı günümüzde, lüks segmentte marka algısını korumak ve güçlendirmek, standartlaşma ile özgünlük arasında doğru dengeyi kurmayı gerektiriyor. 

Global bir markanın parçası olmak, misafire güven, tutarlılık ve kalite standardı sunarken; gerçek fark, bu standardı lokal deneyimlerle zenginleştirebilmekten geçiyor. 

Radisson Blu Bosphorus olarak yaklaşımımız, global marka değerlerini tavizsiz şekilde korurken, bulunduğumuz destinasyonun ruhunu hizmete entegre etmek üzere kurulu. İstanbul’un kültürel dokusunu, Boğaz’ın dinamizmini ve yerel misafirperverliği deneyimin doğal bir parçası haline getiriyoruz.

Stratejik olarak ise dijitalleşmeyi yalnızca bir araç değil, misafir deneyimini kişileştiren ve veriyle güçlendiren bir kaldıraç olarak konumlandırıyoruz. Misafir tercihlerini analiz ederek, her temas noktasında daha hızlı, daha ilgili ve daha anlamlı bir hizmet sunmayı hedefliyoruz. 

Misafir sadakati artık yalnızca hizmet kalitesiyle sınırlı değil. Sizce Radisson Blu Bosphorus’ta misafirlerle duygusal bağ kurduran en önemli unsur nedir? 

Misafir sadakatinin bugün geldiği noktada, temel belirleyici unsurun yalnızca kusursuz hizmet değil, kişiselleştirilmiş ve anlamlı deneyim tasarımı olduğuna inanıyorum. 

Bunu üç temel yaklaşım üzerine inşa ediyoruz:

İlki veri odaklı kişiselleştirme. Misafir tercihlerinin sistematik olarak analiz edilmesi sayesinde, her temas noktasında beklentinin ötesine geçen, proaktif bir hizmet sunuyoruz. 

İkincisi ise temas. Teknolojiyi destekleyici bir araç kullanırken, duygusal bağ kuran asıl unsurun ekiplerimizin samimiyeti, empatisi ve sahiplenme duygusu olduğunun bilincindeyiz.

Üçüncüsü ise lokasyonun hikayeleştirilmesi. Istanbul boğazı gibi dünyanın en özel destinasyonlarından birinde, sadece konaklama değil, misafirlere ait hissedeceği, hafızasında yer edecek anlar yaratmaya çalışıyoruz. 

Sonuç olarak biz sadakati, bir sonuç değil; doğru kurgulanmış deneyimlerin doğal bir yansıması olarak görüyoruz. 

Otelcilik sektöründe kariyer hedefleyen yeni nesil için, özellikle uluslararası bir markada ve prestijli bir lokasyonda çalışmayı hedefleyen gençlere, bugünün dünyasında fark yaratmaları için ne önerirsiniz?

Günümüz otelcilik dünyasında fark yaratmak isteyen gençler için en kritik konu, yalnızca operasyonel yetkinlik değil; çok boyutlu bir bakış açısı geliştirebilmektir.

Öncelikle sektörü sadece hizmet odaklı değil, ay zamanda iş ve performans yönetimi disiplini olarak görmelerini öneririm. Gelir yönetimi, maliyet kontrolü, misafir deneyimi ve marka değeri arasındaki dengeyi anlayabilen profesyoneller her zaman öne çıkacaktır. 

Veri okuryazarlığı ve dijital adaptasyon artık vazgeçilmez. Kararlarını veriler ile destekleyen, teknoloji etkin kullanan ve değişime hızlı adapte olan bireyler sektörde sürdürülebilir başarıyı sağlayacaktır.

Son olarak gençlere özellikle şunu öneririm; Konfor alanlarının dışına çıkmaktan çekinmesinler, sorumluluk almaya istekli olsunlar ve her görevde ‘nasıl daha iyi yapabilirim’ sorusunu kendine sorsunlar. 

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.