Ruh Sağlığı

Sürekli mutlu olma baskısı: Pozitifliğin gölgesinde biriken öfke

Sürekli mutlu olma baskısı: Pozitifliğin gölgesinde biriken öfke

Son yıllarda “iyi hissetmek”, neredeyse modern hayatın zorunlu bir becerisine dönüştü. Sosyal medyada sürekli gülümseyen yüzler, kişisel gelişim söylemleri ve “negatif düşünmeme” öğütleri arasında mutsuzluk, öfke ya da kırılganlık çoğu zaman kaçınılması gereken duygular gibi gösteriliyor. Oysa insan psikolojisi yalnızca pozitif duygularla var olamaz.

Her duygu, ruhsal dünyamızın doğal bir parçasıdır. Tıpkı bir yemeğin farklı tatları gibi; üzüntü, öfke, hayal kırıklığı ya da kaygı da yaşam deneyimimize derinlik katar. Ancak günümüzde birçok insan, “iyi görünmek” uğruna zorlayıcı duygularını bastırmayı öğreniyor. İşte tam da bu noktada, görünmeyen bir içsel gerilim oluşmaya başlıyor.

Bastırılan öfke nereye gider?

Psikolojide bastırma, kişinin kabul etmekte zorlandığı duyguları bilinç dışına itmesi olarak tanımlanır. Özellikle öfke, toplum tarafından çoğu zaman “tehlikeli” ya da “yakışıksız” görüldüğü için en sık bastırılan duygulardan biridir. Ancak bastırılan hiçbir duygu gerçekten kaybolmaz; yalnızca biçim değiştirir.

Sürekli anlayışlı, sakin ve pozitif olmaya çalışan biri, zamanla kendi sınırlarını ifade edememeye başlayabilir. “Sorun çıkarmamalıyım”, “İyi görünmeliyim” ya da “Negatif olmamalıyım” düşünceleri kişinin gerçek hislerini geri plana iter. Fakat ifade edilmeyen öfke, içeride birikmeye devam eder.

Bu birikim bazen ani sinir patlamalarıyla, bazen pasif-agresif davranışlarla, bazen de yoğun yorgunluk ve tükenmişlik hissiyle ortaya çıkar. Kimi zaman kişi öfkesini dışarı yöneltemediği için kendine döndürür; aşırı eleştirel iç ses, suçluluk duygusu ya da kendini değersiz hissetme gibi durumlar gelişebilir.

@aishapotter

“Toksik pozitiflik” nedir?

Uzmanların son yıllarda sıkça kullandığı “toksik pozitiflik” kavramı, her koşulda iyi hissetmeye zorlanmayı ifade ediyor. Elbette umutlu olmak ve olumlu düşünmek psikolojik dayanıklılığı destekleyebilir. Ancak kişinin gerçek duygularını yok sayacak kadar sürekli pozitif kalmaya çalışması, duygusal inkâra dönüşebilir.

Çünkü insan zihni, hissetmediği bir şeyi iyileştiremez.

Öfke bazen bir sınır ihlalini, üzüntü bir kaybı, kaygı ise güvensizlik hissini anlatır. Duygular bastırılması gereken düşmanlar değil; anlaşılması gereken içsel sinyallerdir. Sağlıklı bir psikolojik denge, yalnızca iyi hissetmekten değil, zorlayıcı duygulara da alan açabilmekten geçer.

Gerçek iyilik hali kusursuz hissetmek değildir

Bugünün “hep güçlü ol” kültürü içinde kırılganlık göstermek çoğu zaman zayıflık gibi algılanıyor. Oysa ruh sağlığı, sürekli mutlu olmak değil; duygular arasında esnek bir şekilde hareket edebilmektir.

Gerçek iyilik hali, insanın yalnızca ışığını değil, gölgelerini de taşıyabilmesinde saklıdır. Çünkü kabul edilmeyen her duygu, er ya da geç farklı bir biçimde yeniden ortaya çıkar. Ve bazen en büyük yorgunluk, mutsuz hissetmek değil; sürekli mutlu görünmeye çalışmaktır.

Fotoğraf: Instagram, @shan.kerr

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.