SEKS & İLİŞKİLER

Tek Tip Aşk Çağında Bağ Kurmak

Tek Tip Aşk Çağında Bağ Kurmak

Red Flag Kültüründe Samimiyet Mümkün mü?

@rebecaoksana

Günümüz ilişkilerinde beni en çok yoran şey, daha biriyle tanışmanın ilk dakikasında sanki bizim yerimize rollerimizin konuşuyor ve tanışıyor olması. Karşındaki insanın üstüne yapışmış kalıplarla konuşuyorsun, kendisi ile değil. İlk adım şöyle atılmalı, mesaj şu sürede atılmalı, kıskançlık şu kadar olmalı, hesap kimde kalmalı ve daha niceleri. Daha birbirimizin hassas noktalarını, öfkesini, kırılganlığını, mizahını, nezaketini görmeden, otomatik bir senaryonun içine düşüyoruz. Ve ne kadar modern olduğumuzu düşünsek de bu senaryo garip bir şekilde daha katı ve kontrolcü. 2026’da hala kadın bara gitmez, erkek hesap öder, erkek güçlü durur, kadın naz yapar gibi cümlelerin bu kadar normalleşmesi acayip ve toksik geliyor bana. Çünkü bunları ilişkiyi kuran şeyler yapmışız. Ama bunlar ilişkiyi daraltan şeyler. Hatta çoğu zaman yıkılmasına sebep olan şeyler diyebiliriz. İnsanların birbirini tanımasını kolaylaştırmıyor bu roller. Tam tersi, samimi ilişki kurmamızı nerede imkansız kılıyor günümüzde.

Bence bu yüzden de kimse kimseyi gerçekten tanıyamıyor. Çünkü tanımak, zaman isteyen bir şey. Birini iyi insan/kötü insan diye etiketlemeden önce onun neden öyle davrandığını anlamamız lazım. Ama şu anki flört kültürü anlamak üzerine değil. Sürekli karşındaki kişiyi test ediyorsun. Herkes birbirini ölçüyor ve puanlıyor. “Bunu yaptı mı? Yapmadı mı? Yazdı mı? Yazmadı mı? Kıskandı mı? Kıskanmadı mı? Şunu dedi mi? Demedi mi?” Böyle olunca da, iki kişi arasında doğal bir bağ oluşamıyor ve ilişkilerinin performansa dönüşmesi kaçınılmaz oluyor. Ve performansın olduğu yerde samimiyet hep biraz geride kalır. Çünkü kimse kendini tam açamaz. Açarsa yanlış anlaşılacak, yargılanacak, zayıf sanılacak diye korkar. O yüzden en doğru hamleleri yapmaya çalışır herkes. Ama doğru hamle diye bir şey yok ki. Herkesin ilişkiden beklentisi, ilişkiyi yaşama tarzı, ilgi dili, sınırları, huyları birbirinden farklı.

@madiwebb

Bir de bunun doğurduğu bir sonuç var. O da herkesin birbirine benzemeye başlaması. “Bütün ilişkilerdeki problemler aynı” cümlesini son zamanlarda o kadar sık duyuyorum ki, ama aklım almıyor. Kimse gerçekten aynı olamaz. Karakterler, geçmişler, korkular, sevme şekilleri hepimizde farklı. O zaman neden aynı sorunları yaşıyoruz? Çünkü insanları aynı kalıplara sokuyoruz. Taraflardan biri darlamak zorunda sanıyor, diğeri mesafe koymak zorunda olduğunu sanıyor. Sonra da döngüler başlıyor. Aynı kavga konuları, aynı kaçışlar. Aynı “ben hazır değilim” cümlelerini söylüyorlar birbirlerine. Halbuki belki kişi hazır değil değil, sadece tek tip bir ilişki baskısının altında ezileceğini düşünüyor. Çünkü ilişki denince, sanki herkese otomatik aynı sorumluluklar, aynı kurallar, aynı olması gerekenler yüklenecekmiş gibi bir algı var günümüzde.

Bu tek tip ideal ilişki fikri bence herkesi kilitliyor. Çünkü ideal diye bize satılan şey çoğu insanın gerçek ihtiyacına uymuyor. Zaten uyması da mümkün değil. Kimi her gün konuşmak ister, kimi istemez. Kimi alan ister, kimi yakınlık. Kimi sevgisini hediyeler alarak gösterir, kimi dokunarak, kimi sözle, kimi hizmetle. Ama biz bunları konuşmak yerine, dışarıdan aldığımız kuralları uygulamaya çalışıyoruz. Sonra da birbirimizi red flag/green flag gibi etiketlerle hızlı hızlı sınıflandırıyoruz. Bu etiketler bazen işe yarar gibi görünse de, çoğu zaman karşımızdaki insanı insan olmaktan çıkarıyor. Oysa birini tanımak, onun iyi niyetini görmek, huyunu suyunu anlamak, neyi neden yaptığını çözmek, o kişinin dünyasına gerçekten girmek önemli. Bunlar bana göre bağ kurmanın asıl malzemesi.

Benim derdim şu: Başkasının kuralına göre ilişki yaşanmaz. Kuralları kim koydu, neye göre koydu, biz niye hala bunları gerçek sanıyoruz? İlişki iki kişinin ortak icadı olmalı. İki kişi oturup, biz nasıl rahat ederiz, bizi ne iyi yapar, bizi ne yorar? diye kurmalı ilişkiyi. Ama şu an herkes toplumun, çevrenin, arkadaş grubunun, sosyal medyanın, hatta bazen yabancıların yorumlarının kuralına göre hareket ediyor. “Bunu yapmıyorsa ayrıl. Şunu diyorsa red flag. Şöyle davranmıyorsa değer vermiyor.” Bu kadar mekanik bir sistemin içinde gerçek bağlantı kurmamız çok zor. Çünkü bağlantı kurmak biraz belirsizliği tolere etmeyi ister. Biraz yavaşlamayı, biraz soru sormayı, biraz dinlemeyi ister. Oysa flört kültürü şu an hız, hüküm ve performans üzerine kurulu.

Ve bence bu yüzden insanlar kendi duygularından kaçıyor gibi. Aslında bence kaçtıkları şey duygularının üstüne binen yargılar. Herkesin seni tek tipe sokmaya çalışması. Herkesin ilişkiyi aynı ölçeğe vurması. İnsanlar bağlanmak istemiyorum derken bazen belli bir kalıba girmek istemiyorum diyor. Bu kalıbın içinde özgürlük yok gibi hissetikleri için. Halbuki ilişki dediğimiz şey, iki insanın birbirine uygun bir ritim bulmasıdır. Bu ritim herkes için aynı olmak zorunda değil. Çoğu zaman aynı da olmuyor zaten. O yüzden neden bu hale geldik sorusunun cevabı bence basit. Samimiyeti değil, normu kutsadık (her zamanki gibi). İnsan tanımayı değil, rol yapmayı öğrendik. Ve şimdi herkes aynı senaryonun içinde sıkıştığı için farklı insanlarla bile benzer hikayeler yaşıyoruz.

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.