33 yaşıma girerken hayatın yüzüme tokat gibi çarptığı bazı gerçeklerden söz etmek istiyorum. Kabullenmek zor olsa da hepsi gerçek.
Belki de bunları öğrenmek için ömrümün bir kısmını geride bırakmama gerek yoktu. Belki bazılarını çok daha önce anlamalıydım. Ama insanoğlu işte… Adem de yasak ağacın meyvesine uzanırken “Bunun bedeli ağır olacak galiba” diye düşünmemişti. İnsan yaşayarak öğreniyor. Hatta galiba bu, fıtratımızın bir parçası.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, bütün bu yaşadıklarımın beni biraz daha kendime getirdiğini düşünüyorum. Umarım bundan sonrası daha güzel olur.
Hatta sadece benim için değil. Belki de bu satırları okurken sen de kendinden çok şey bulacaksın, sevgili okur. Bunlar aslında çoğumuz için geçerli.
Hadi kötü davrandığımız benliğimizi sevip saralım.
Kişisel algılamaktan vazgeç
Hayatım boyunca sürekli her hatada öncelikle kendini suçladın…
“Benim yüzümden mi?”
“Ben ne yaptım da bu hale geldi?”
“Ben kötü biriyim?”
“Bla bla bla….”
Her şeyin seninle alakalı olmadığını ve bazen bazı koşulların aslında tam olması gerektiği gibi olduğunu unutma.
Kendine eziyet etmekten vazgeç
Yaşadığın en küçük şeyi bile etraflıca düşünüp düşünüp uykularını kaçırdın. Sürekli kafanı kurcaladın, kendini uykusuz bıraktın. Bir cümleyi, bir bakışı, bir mesajı… Kafanda tekrar tekrar oynattın. “Acaba şöyle mi demek istedi?” diye bir sağa bir sola döndün.
Huzurla uyuduğun her anın önemini bil, kendi evinde, sıcacık yatağında uyuyamayan milyonlarca insan var.
Karşılık beklemek sadece sana zarar verir
Sen birine nasıl davranıyorsan, onu ne kadar seviyorsan ne kadar değer veriyorsan onun da sana aynı şekilde davranması gerektiğini düşünme.
İnsanlar senin sevme biçiminle sevmek zorunda değil.
Karşılık beklemek bazen sevgiyi değil, kırgınlıkları büyütür.
Sen kendi sevginden sorumlusun. Birinin sana aynı şeyi verip vermediğinden değil, senin nasıl biri olduğundan emin ol.
Beklentiyi bırak.
Önce kendini düşünmek bencillik değil
Birileri mutlu olsun diye kendinden ödün vermekten vazgeç. Onlar senin için böylesine çabalamayacak. Öncelikle kendini düşün.
Çünkü sürekli kendinden eksilerek kimseyi gerçekten mutlu edemezsin. Sen iyi değilsen, sen tükenmişsen, sen kendine yetemiyorsan etrafına verdiğin şey de bir süre sonra sevgiden çok yorgunluk olur.
Hayır demeyi öğren
Birine “hayır” derken suçlu hissetmek, “Acaba ayıp mı olur?”, “Kırılır mı?”, “Beni kesin yanlış anlayacak?” diye düşünmek…
Kendine yaptığın en büyük haksızlıklardan biri. Hayır dediğinde dünyanın başına yıkılmadığını göreceksin. Sınırlarını belirlediğinde bazı insanların senden uzaklaştığını da göreceksin.
Bırak uzaklaşsınlar. Çünkü belki de ilk defa seni, sınırlarınla birlikte tanımaya başlayacaklar. “Sen çok değiştin.’’ diyecekler.
Sen değişmedin. Sadece kendine dönmüş oldun.
Hayatın sana kendi sürprizlerini yapmasına izin ver
Bir tatil hayal ettin. Doğum gününde nasıl bir sürpriz yapılacağını kafanda kurdun. Özel günlerde nasıl hissetmek istediğini düşündün. Sonra beklentiyi öyle büyüttün ki yaşanan şey ne kadar güzel olursa olsun, hayalindeki gibi olmadığı için hayal kırıklığına uğradın.
Kimse senin kafanın içindeki senaryoyu bilmek zorunda değil.
Kimse senin gibi düşünmek zorunda da değil.
Hayal kırıklığı yaşadığınla kalırsın.
Başkaları ne düşünüyor diye kendini tüketme
Başkaları ne düşünürse düşünsün, kardeşim.!
Sen ne düşünüyorsun? Kendini dinle. Senin fikirlerin herkesinkinden daha önemli. En yakınlarından destek görmüyor olman yanlış yaptığın anlamına gelmiyor. Sadece seni desteklemek istemiyorlar, bu kadar basit.
Aksine seni hiç tanımayan insanlardan, en yakınlarından göremediğin desteği görürsün. Bunun değerini bil.
Bedenine ve zihnine iyi bakmaya mecbursun
Bedenine de iyi bak. Bunu kendine borçlusun. Sağlıklı beslen.
Hareket et. Kendini iyi hissettirecek şeyleri hayatına sok.
Üzgün olduğunda her defasında kendini yemekle avutma. Buzdolabının kapağını açmadan önce gerçekten neye ihtiyacın olduğunu bir düşün. Çünkü bazen aç değilsin. Sadece üzgünsün.
Bedenin sana emanet. Sağlığın hala yerindeyken bunu koru.
Bedenin sağlıklı olursa zihnin de sağlıklı olur ve inan, yaşam kaliten katbekat artacak.
Yapamadıkların için pişman olup duracağına, bazen yap ve gör
“Keşke yapsaydım.” demektense “Yaptım ama bana göre değilmiş.” demek daha kolay. Hatalar yap. Ama aynı hatayı romantikleştirip tekrar tekrar yapma. Hatalarından ders almayı bil.
Olmayacak ihtimaller silsilesinde sürüklenip “bir şans daha” diye diye kendini tüketme.
Bazı kapılar ikinci kez açılmak için değil, bir daha çalınmamak için kapanır.
“Fazla tevazunun sonu, cahilden öğüt dilemektir.”
Eskilerimiz ne güzel söylemiş.
Tabii ki de mütevazı ol. Ama kendini küçültme. Belki böyle büyütüldün. Belki sessiz kalmanın, alttan almanın, “aman sorun çıkmasın” demenin iyi insan olmak olduğunu sandın. İşler hiç de düşündüğün gibi değil. Sen sustukça daha çok üzerine gelen insanlar varsa, biraz sesini yükseltmenin zamanı gelmiştir.
Bilip susmak her zaman erdem değildir. Bazen sadece kendine haksızlıktır.
Her şeyini anlatma.
Biraz çeneni tutman gerek. Henüz gerçekleşmemiş başarılarını, yeni aldığın kararlarını, gelecek planlarını herkese anlatmak zorunda değilsin. Her planını açıklamak zorunda değilsin. Sonra nasıl oluyorsa her şey değişiyor, kader çemberine çomak sokuyorlar sanki. Bırak bazı şeyleri sadece sen bil. Bazı şeyler sessizlikte büyür.
Kendini kimseyle kıyaslama
Senin yolun başka. Birinin bugün geldiği noktayı görüp kendi hayatının neresinde olduğunu ölçemezsin. Çünkü kimsenin hikayesinin tamamını bilmiyorsun. Ve sonunun ne olacağını da bilmiyorsun.
Asla ve asla büyük konuşma
Büyük konuştuğun her şey evrenin seni sınadığı şeylere dönüşür ve kendini yaparken bulursun. O yüzden biraz daha az kesin konuş. Sabırlı ol, hayatın ne getireceğini gör.
Kelimelerin gücüne inan
Hatırla, gelinliğini diktirirken yaşadığın tecrübe galiba hayatındaki en komik fıkra olabilir. Sürekli çevrendeki herkese, “Ya gelinliğim patlarsa?”, “Diktirdiğim moda evinde fermuarı patlamaz, değil mi? Bende kesin patlar. Ben o kadar şanssız bir insanım, tüm önlemleri alalım.” dedin.
Ve nikahına bir saatten az varken fermuarın patladı. Bunu sen yaptın. Hem de sürekli bunu dile getirmen yeterli oldu.
Sen sürekli yağmur yağacak mı, yarın ne olacak, her şey kötüye mi gidecek diye düşünürken aslında sihirli asa ile sürekli kendini dövüp durdun. Olumsuzluğu sürekli dilinde taşımak yerine, güzel ihtimallere de yer aç. Her şey kötü gitmek zorunda değil. Bazen gerçekten iyi şeyler de olur.
Kendini tanı.
Ben kimim?
Nelerden hoşlanırım?
Nelere hıçkıra hıçkıra ağlıyorum?
Yanımda kimse yokken nasıl biriyim?
Arabada yalnızken nasıl müzikler dinliyorum?
Takınmak zorunda olduğun tüm maskeleri, koruma duvarlarını bırak. Senin en büyük şansın kendinsin. Kendinle çok iyi anlaşacaksın. Başka fikirler olmadan, başka sesler olmadan yalnızken ne kadar eğlendiğini ne kadar keyifli vakit geçirdiğini fark et. Senin en iyi arkadaşın sensin, keyfini çıkar.
Ve en önemlisi…
Sev…
Önce kendini. Bu bencillik değil. Gerekirse bencil ol. Ama kendine kötü davranma, kendine hakaret etme.
“Ben aptal mıyım?”
“Yine beceremedin.”
“Sen niye böylesin?”
“Hiçbir şeyi doğru yapamıyorsun.”
Bunları kendine kaç kere söyledin? Aynı cümleleri sevdiğin birine söyler miydin? Söylemezdin zaman kendine de söyleme. Sen bütün bunları hak etmiyorsun. Kendine karşı biraz daha şefkatli ol.
Kendini seversen asıl büyü o zaman gerçekleşecek. İnan, dünya başka bir yer olacak. Sevginin gücüne inan. Kendine de hayata da. Çünkü insan kendini sevmeye başladığında hayat bir anda değişmiyor belki ama hayata baktığı yer değişiyor.
Son olarak, şükret.
İnançlıysan dua et. Hayat çok güzel, zaman geçiyor ve sen bir daha şu an olduğun ana geri dönemeyeceksin. O anların keyfini çıkar.
Hayat gerçekten çok kısa, her zaman mutlu, enerjik, coşkulu olmak zorunda değilsin.
Bazen sadece huzurlu ol.
Bazen sağlıklı ol.
Bazen sevildiğini bil.
Bazen güvendiğin insanlarla aynı masada otur.
Bazen hiçbir şey yapmadan bir akşamın tadını çıkar. Çünkü belki de hayatın “mükemmel” olması gerekmiyor.
Huzur, sağlık, sadakat ve sevgi varsa… Belki de aslında her şey yolundadır.
Benim yeni yaşımda kendime vermek istediğim en büyük söz şu; Bundan sonra kendime, hayatım boyunca başkalarına davrandığımdan daha iyi davranacağım.
Çünkü artık kendimle savaşmak değil, kendimle aynı tarafta olmak istiyorum. Artık kendimle barışıyor ve kendimi sarıp sarmalıyorum…
Peki sizinki ne olurdu?
Fotoğraf: On the Bank of the Seine, Bennecourt, Claude Monet, Unplash