İnsan, ilişkisel bir varlıktır. Yakınlarımızın yaşadığı üzüntü, kaygı, öfke veya çaresizlikten etkilenmemiz son derece doğaldır. Bir arkadaşımızın yaşadığı krizi dinlemek, ailemizden birinin zor zamanında yanında olmak ya da partnerimizin sıkıntısına eşlik etmek, ilişkilerin sağlıklı bir parçası olabilir.
Ancak bazı ilişkilerde destek olmak zamanla farklı bir biçim alabilir. Kişi kendisini sürekli kurtaran, toparlayan, sakinleştiren veya iyileştiren taraf olarak bulabilir. Başkasının yaşadığı sorun, yalnızca karşı tarafın sorunu olmaktan çıkar; kişinin zihinsel ve duygusal alanını da işgal etmeye başlar.
Başkasının duygusunu sürekli takip etmek
Bazı insanlar ilişkilerinde karşı tarafın duygusal durumunu oldukça yoğun bir biçimde takip edebilir.
“İyi mi?”
“Bana kızdı mı?”
“Bir sorun mu var?”
“Onu nasıl rahatlatabilirim?”
“Şimdi ne yaparsam daha iyi hisseder?”
İlk bakışta bu davranışlar yüksek empati ve duyarlılık gibi görünebilir. Ancak bu durum sürekli hale geldiğinde kişinin dikkati kendi iç dünyasından uzaklaşıp karşısındaki kişinin duygusal durumuna yönelmeye başlayabilir. Bir süre sonra kişi kendi duygusunu fark etmeden önce karşısındaki kişinin duygusunu fark eder.
“Ben ne hissediyorum?” sorusunun önüne “O ne hissediyor?” sorusu geçebilir.
“Toparlayan kişi” nasıl olunur?
Bazı insanlar için “her şeyi toparlayan kişi” olmak yetişkinlikte ortaya çıkan bir özellik değildir. Bu rol, çocukluk dönemindeki aile ilişkileri içinde öğrenilmiş olabilir. Ailede bir ebeveynin yoğun duygularını sakinleştirmek, kardeşler arasındaki çatışmaları çözmek, evdeki gerilimi azaltmaya çalışmak veya yetişkinlerin sorunlarını erken yaşta anlamlandırmak zorunda kalan çocuk, zamanla başkalarının duygularını takip etmeye ve düzenlemeye alışabilir. Çocuklukta işe yarayan bu rol, yetişkinlikte de otomatik biçimde sürdürülebilir. Kişi arkadaşlıklarında, romantik ilişkilerinde veya iş yaşamında yine “toparlayan kişi” olabilir.
Empati ile duygusal sorumluluk arasındaki sınır
Empati, bir başkasının duygusunu anlamaya ve onun deneyimine alan açmaya yardımcı olur. Ancak empati, o duygunun sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelmez. Birinin üzgün olduğunu fark etmek başka şeydir, onun üzülmemesinden kendini sorumlu hissetmek başka. Birinin kaygısını dinlemek başka şeydir, onun kaygısını ortadan kaldırmak zorunda hissetmek başka. Birinin krizinde yanında olmak başka şeydir, kriz sona erene kadar kendi hayatını askıya almak başka. Bu ayrım, psikolojik sınırların önemli bir parçasıdır. “Senin duygunu görüyorum” demek ile “senin duygunu düzeltmek benim görevim” demek arasında önemli bir fark vardır.
Sürekli bakım vermenin bedensel yükü
Başkalarının yoğun duygularına sürekli maruz kalmak yalnızca zihinsel bir deneyim değildir. İnsan bedeni de sosyal çevredeki stres sinyallerine duyarlıdır. Özellikle kişinin sürekli kriz dinlediği, başkalarının problemlerini çözmeye çalıştığı veya duygusal olarak tetikte kaldığı ilişkilerde stres yanıtı tekrar tekrar devreye girebilir. Uzun süre devam eden yoğun stres ve yetersiz toparlanma ise kişide yorgunluk, zihinsel tükenme, uyku sorunları, dikkat dağınıklığı veya duygusal uzaklaşma gibi deneyimlerle ilişkili olabilir. Bu nedenle: “Çok yoruldum ama aslında benim başıma bir şey gelmedi.” düşüncesi her zaman gerçeği yansıtmayabilir. İnsan yalnızca doğrudan yaşadığı olaylardan değil, uzun süre içinde bulunduğu duygusal ortamdan da etkilenebilir.
“Kurtarıcı” rolünün görünmeyen tarafı
Sürekli iyileştirici rolünde olmak dışarıdan oldukça olumlu görünebilir. Fedakar, güçlü, anlayışlı ve güvenilir biri olarak görülürsünüz. Fakat bu rolün görünmeyen bir bedeli olabilir: kendi ihtiyaçlarınızı sürekli ertelemek. Kişi başkalarının neye ihtiyacı olduğunu o kadar hızlı fark eder ki kendi ihtiyacını fark etmekte zorlanabilir.
Peki neden yardım etmediğimizde kötü hissediyoruz?
Burada önemli bir başka soru ortaya çıkar: “Ben gerçekten yardım etmek mi istiyorum, yoksa yardım etmediğimde ortaya çıkan suçluluk ve kaygıdan kaçmak için mi yardım ediyorum?” Eğer bir kişiye yardım etmediğinizde yoğun suçluluk, kaygı veya değersizlik hissediyorsanız, davranışınız sadece şefkatten kaynaklanmıyor olabilir. Bazen yardım etmek bir seçim olmaktan çıkar ve kişinin kendisini güvende, değerli veya gerekli hissetmesinin bir yolu haline gelir. Bu noktada kişinin kendi ihtiyaçlarını sürekli geri plana atması, aşırı sorumluluk üstlenmesi veya kendini feda etmesi gibi ilişki örüntülerini fark etmek önemlidir. Amaç yardım etmeyi bırakmak değildir. Ama yardım etmenin özgür bir seçim mi, yoksa kişinin kendisini mecbur hissettiği bir ilişki biçimi mi olduğunu fark etmektir.
İyileştirmek yerine eşlik etmek
Sağlıklı ilişkilerde her sorunun çözülmesi gerekmez. Bazen karşımızdaki kişinin acısını ortadan kaldırmak yerine onunla birlikte kalmak yeterlidir. Bu durumu ortadan kaldırmak her zaman kolay olmayabilir. Özellikle bu örüntüler uzun yıllardır devam ediyor, ilişkilerinizde sürekli tükenmişlik yaratıyor, sınır koymakta zorlanıyor veya yardım etmediğinizde yoğun suçluluk ve kaygı yaşıyorsanız, bir psikologdan destek almak bu döngüleri daha yakından anlamanıza yardımcı olabilir. Psikolojik destek almak, mutlaka ortada bir “problem” olduğu anlamına gelmez. Bazen yalnızca uzun zamandır taşıdığımız yükleri fark etmek, bize ait olanla olmayanı ayırmak ve ilişkilerimizde daha sağlıklı sınırlar oluşturmayı öğrenmek için profesyonel bir alan açmak anlamına gelir.
Fotoğraf: @haileybieber