Ruh Sağlığı

Bilinçli yalnızlık: Kendimizle baş başa kalabilme becerisi

Bilinçli yalnızlık: Kendimizle baş başa kalabilme becerisi

Her an ulaşılabilir olmamız bekleniyor. Mesajlara hızlı yanıt vermek, sosyal medyada görünür kalmak, sürekli üretmek, paylaşmak ve iletişimde olmak. Günümüz dünyası bizi durmaksızın dışarıya yönlendiriyor. Oysa tüm bu seslerin arasında en çok uzaklaştığımız kişi çoğu zaman kendimiz oluyoruz.

Tam da bu noktada bilinçli yalnızlık, bir kaçış değil, kendimize dönüşün en sade ve en güçlü yollarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Sessizliğin içindeki güç

Yalnızlık uzun yıllar boyunca olumsuz bir kavram olarak görüldü. Oysa bilinçli yalnızlık, kişinin kendisini toplumdan soyutlaması ya da ilişkilerden uzaklaşması anlamına gelmez. Aksine, bu kendi isteğiyle kendine zaman ayırabilmesi, dış dünyanın gürültüsünü kısa bir süreliğine geride bırakarak iç dünyasına yönelmesidir.

Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki, diğer tüm ilişkilerinin temelini oluşturur. Kendiyle baş başa kalabilen kişi yalnızca dinlenmez, düşüncelerini toparlar, duygularını fark eder ve ihtiyaçlarını daha net görebilir. Bu nedenle yalnız geçirilen zaman, aslında kişinin kendisine verdiği değerin en görünür ifadelerinden biridir.

Kendinle sıkılabilmek de bir beceridir

Çoğumuz yalnız kaldığımız ilk anda telefonumuza uzanıyoruz. Sessizliği bir video, bir mesaj ya da sosyal medya akışıyla doldurmaya çalışıyoruz. Çünkü zihnimizi meşgul etmek, çoğu zaman kendimizle yüzleşmekten daha kolay geliyor.

Oysa sıkılmak sandığımız kadar olumsuz bir deneyim değildir. Tam aksine, zihnin hiçbir uyaranla meşgul olmadığı anlar; yaratıcılığın, üretkenliğin ve içsel farkındalığın geliştiği anlardır. Sessizlik bazen rahatsız edebilir, çünkü uzun zamandır duymadığımız düşüncelerimiz konuşmaya başlar. İşte bilinçli yalnızlık tam da burada başlar.

Duygularımız bize ne anlatıyor?

Kendimizle kaldığımız anlarda hissettiğimiz duygu geçişleri, iç dünyamıza açılan önemli kapılardır. Huzur, kaygı, özlem, mutluluk ya da can sıkıntısı. Hissettiğimiz her duygu bize kendimiz hakkında bir şey anlatır. Bu duyguları bastırmadan fark edebilmek, psikolojik sağlamlığın önemli parçalarından biridir. Çünkü fark edilen duygu yönetilebilir, görmezden gelinen duygu ise çoğu zaman farklı şekillerde kendini göstermeye devam eder.

Kendinle vakit geçirmek büyük planlar gerektirmez. Sabah kahveni sessizlik içinde içmek, tek başına uzun bir yürüyüş yapmak, bir kafede kitabınla oturmak ya da telefonunu evde bırakıp sadece etrafını izlemek. Bazen birkaç dakikalık bu küçük molalar bile zihni yeniden dengelemeye yeter. Çünkü kendimize ayırdığımız zaman, aslında hayatın temposuna verdiğimiz bilinçli bir yanıttır.

Bilinçli yalnızlık, insanlardan uzaklaşmak değil, kendine yaklaşabilmektir. Kendini tanıyan, duygularını fark eden ve kendiyle vakit geçirmekten keyif alabilen kişi, ilişkilerinde de daha özgür, daha dengeli ve daha sahici olur.

Belki de bugün kendimize verebileceğimiz en değerli hediye, sadece birkaç dakikalık sessizliktir. Çünkü bazen en anlamlı sohbet, kimseyle değil, kendimizle yaptığımız sohbet olur. Gerçek iyi oluş ise çoğu zaman tam da o sessizliğin içinde filizlenmeye başlar.

Fotoğraf: Instagram, @gettyimagesfanclub

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.