Ruh Sağlığı

Doomscrolling: Kötü haberlerin içinde kayboluyor olabilir miyiz?

Doomscrolling: Kötü haberlerin içinde kayboluyor olabilir miyiz?

Sabah uyandığımız anda telefona uzanıyor, birkaç dakika bakıp bırakmayı planlarken kendimizi saatler sonra hala haber akışında bulabiliyoruz. Ekonomik krizler, savaşlar, doğal afetler, suç haberleri, sosyal medya tartışmaları… Bir içerikten diğerine geçerken zihnimiz durmaksızın yeni bir tehdit arıyor. İşte bu döngünün bir adı var: doomscrolling. Türkçeye “felaket kaydırması” olarak çevrilen bu kavram, kişinin sürekli olumsuz haber tüketmesi ve bu içeriklerin içinde fark etmeden kaybolması anlamına geliyor.

Neden kötü haberlerden uzaklaşmakta zorlanıyoruz?

Zihnimiz belirsizliği sevmez. Beyin, güvende kalabilmek için tehditleri önceden fark etmeye programlıdır. Bu yüzden de olumsuz haberlere karşı doğal olarak daha duyarlıyız. Kötü bir haberi iyi bir habere kıyasla daha uzun süre hatırlamamızın nedeni de bu. Zihnimiz, “Daha fazla bilgi toplarsam kendimi koruyabilirim” düşüncesiyle bizi sürekli yeni içeriklere yönlendiriyor.

İlginç olan şu ki bilgi topladığımızda kontrol duygumuzun arttığını düşünüyoruz. Ancak bu rahatlama geçici. Bir süre sonra zihnimiz şu mesajı öğrenmeye başlıyor: “Kaygılandığında daha fazla araştır.” Böylece kişi, her stres hissettiğinde yeniden haber akışına dönüyor ve döngü giderek güçleniyor.

Bu durum yalnızca zihinsel değil, fiziksel olarak da etkili. Gün içinde fiziksel olarak yorucu bir şey yapmamış olsanız bile saatlerce olumsuz içerik tüketmek bedende gerginlik ve tükenmişlik hissi yaratabiliyor. Çünkü beynimiz, gerçek bir tehdit ile sürekli tehdit haberine maruz kalma arasında her zaman net bir ayrım yapamayabiliyor. Vücut alarm halinde kalıyor; stres seviyesi yükseliyor, zihinsel yorgunluk artıyor.

Bir süre sonra dünya olduğundan daha tehlikeli görünmeye başlayabiliyor. Sürekli kötü haber tüketmek, zihnin dikkatini yalnızca olumsuz olana yöneltiyor. Oysa gerçeklik, yalnızca felaketlerden ibaret değil. Ancak algoritmalar, korku ve kaygı yaratan içeriklerin daha fazla dikkat çektiğini bildiği için karşımıza çoğunlukla en çarpıcı haberleri çıkarıyor.

Bu döngüden çıkmak mümkün mü?

@bellahadid

Zaman zaman durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: “Gerçekten bilgi mi arıyorum, yoksa kaygımı kontrol etmeye mi çalışıyorum?” Çünkü bazen zihnimizi korumanın yolu, her şeyi bilmeye çalışmaktan değil, neye ne kadar maruz kaldığımızı fark etmekten geçiyor.

Bir diğer kritik nokta, dijital tüketimi pasif bir eylem olmaktan çıkarıp bilinçli hâle getirmektir. Yani ne kadar süre geçirildiğini fark etmek, hatta gerekirse ekran süresi takibi yapmak davranışı daha yönetilebilir kılar. Günün belirli bir bölümünü tamamen ekran dışı aktivitelere ayırmak; yürüyüş, spor ya da yüz yüze sosyalleşme gibi eylemler zihnin sürekli bilgi bombardımanından çıkmasına yardımcı olur. Son olarak, “her şeyi kaçırma” hissini azaltmak da önemli bir parçadır. Çünkü doomscrolling çoğu zaman bilgi eksikliği korkusuyla beslenir. Oysa güvenilir birkaç haber kaynağını kısa süreli takip etmek, sürekli akışta kalmaya göre çok daha sağlıklı bir denge sağlar.

Fotoğraf: Instagram, @luvyute

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.