Hayatımız, irili ufaklı seçimlerden oluşuyor. Hangi işi yapacağımızdan, kimlerle ilişki kuracağımıza; bir ilişkide kalıp kalmamaktan, şehir değiştirmeye kadar pek çok konuda seçim yapmak zorundayız. Ancak bazı kararlar vardır ki onları vermek kolay değildir. Düşünür, tartar, farklı ihtimalleri değerlendirir ve sonunda karar vermek yerine bir süre daha beklemeyi tercih ederiz.
Peki, neden?
Çoğu zaman kararsızlık, yalnızca “hangi seçeneği istediğimizi bilememek” değildir. Bazen karar vermek, beraberinde getireceği sorumlulukla yüzleşmek anlamına gelir.
Her seçim bir vazgeçiştir
Bir karar verdiğimizde yalnızca bir şeyi seçmeyiz; aynı zamanda diğer seçeneklerden de vazgeçeriz.
Bir iş teklifini kabul ettiğimizde başka bir fırsatı geride bırakabilir, bir şehirde yaşamaya karar verdiğimizde başka bir hayat ihtimalinden uzaklaşabiliriz. Bir ilişkiye devam etmeyi seçtiğimizde başka ihtimallerin kapısını kapatabiliriz.
Bu nedenle bazı kararların zorlayıcı olmasının nedeni, seçtiğimiz şeyden çok seçmediğimiz şeyin zihnimizde yarattığı ihtimaldir.İnsan zihni “ya şöyle olsaydı?” sorusunu sormaya oldukça yatkındır. Karar verdikten sonra bile alternatif senaryolar üretmeye devam edebiliriz: “Ya diğer işi seçseydim?”, “Ya başka biriyle daha mutlu olsaydım?”, “Ya bu şehirden hiç taşınmasaydım?”
Bu soruların ortak özelliği, cevabının hiçbir zaman kesin olarak bilinememesidir. Çünkü yaşamadığımız hayatların nasıl sonuçlanacağını test etme şansımız yoktur.

“Ya diğer seçenek daha iyiyse?”
Karar vermeyi zorlaştıran önemli etkenlerden biri de yanlış seçim yapma korkusudur.
Özellikle seçeneklerin birbirine yakın olduğu durumlarda zihnimiz, kararın kendisinden çok kararın olası sonuçlarına odaklanabilir. “Doğru olanı seçmeliyim” düşüncesi, karar verme sürecini bir tür mükemmel seçim arayışına dönüştürebilir. Oysa çoğu yaşam kararında matematiksel olarak “tek bir doğru seçenek” yoktur.
İki seçenekten biri diğerinden mutlak olarak daha iyi olmayabilir. Her birinin farklı avantajları, bedelleri, riskleri ve kazanımları olabilir. Buna rağmen zihnimiz bazen geleceği kesin olarak bilmek ve en iyi seçeneği bulmak ister.
İşte bu noktada karar vermek yerine kararı ertelemek daha güvenli hissettirebilir. Çünkü karar vermediğimiz sürece bütün ihtimaller hâlâ açıktır.
Seçmediğimiz hayatı zihnimizde büyütmek
Karar vermeyi ertelemenin ilginç sonuçlarından biri de seçmediğimiz seçeneğin zaman içinde zihnimizde idealize edilmesidir.
Bir seçeneği tercih ettiğimizde, onun gerçekliğiyle karşılaşmaya başlarız. Eksikleri, zorlukları ve beklenmedik sonuçları görünür hâle gelir. Oysa seçmediğimiz seçenek, zihnimizde hâlâ gerçekleşmemiş bir ihtimal olarak durur. Aynı zamanda gerçekleşmemiş ihtimallerin kusursuz görünmesi oldukça kolaydır.
Seçmediğimiz işte belki daha mutlu olacağımızı, diğer ilişkide daha huzurlu yaşayacağımızı ya da başka bir şehirde hayatımızın çok daha iyi olacağını düşünebiliriz. Çünkü zihnimiz, yaşanmamış senaryonun zorluklarını görmek zorunda değildir. Bu şekilde gerçek hayatın kusurlarıyla, zihnimizdeki ideal ihtimali karşılaştırmaya başlarız. Bu karşılaştırma da verdiğimiz karardan şüphe etmemize neden olabilir.

Karar vermemek gerçekten risksiz mi?
İlginç olan şu ki karar vermeyi ertelemek bizi her zaman belirsizlikten kurtarmaz. Bazen yalnızca belirsizliği uzatır.
Karar vermediğimizde bir süreliğine rahatlayabiliriz. Çünkü seçim yapmanın getireceği kayıp ve sorumlulukla henüz yüzleşmemiş oluruz. Ancak zaman geçtikçe belirsizlik kendi başına bir yük haline gelebilir. Üstelik bazı durumlarda karar vermemek de sonuç doğurur.
Bir ilişkide kalıp kalmamaya karar vermemek ilişkinin dinamiğini etkileyebilir. Bir iş değişikliğini sürekli ertelemek mevcut işte geçirilen zamanı artırır. Bir adım atmayı beklemek, başka fırsatların ortaya çıkmasını da engelleyebilir. Dolayısıyla karar vermemek, seçenekleri sonsuza kadar korumaz. Zaman da hayatın içinde seçim yapan bir aktördür. Belki de olay “doğru kararı” bulmak değildir.
Karar verirken kendimize sıkça “Doğru seçim hangisi?” diye sorarız. Belki de daha işlevsel soru şudur: “Hangi seçeneği seçersem seçeyim, seçtiğim yolun içinde nasıl bir hayat kurabilirim?” Çünkü çoğu zaman hayat, karar verdikten sonra şekillenmeye başlar.
Bir seçeneği seçtiğimizde her şeyin mükemmel olmasını beklemek yerine, o seçimin getirdiği gerçeklikle nasıl başa çıkacağımıza odaklanabiliriz. Çünkü iyi bir hayat yalnızca “doğru seçimi” yapmakla değil, yaptığımız seçimin sorumluluğunu alabilmekle de ilgilidir.
Belki de yetişkin olmak biraz da şunu kabul etmektir: Her seçimin bir bedeli vardır. Her yolun bir kaybı, her ihtimalin bir belirsizliği bulunur. Bütün bunlara rağmen seçim yaparız. Çünkü hayat, bütün ihtimalleri açık tutarak değil, bazı ihtimallerden vazgeçip bir yolun içinde yürümeye başlayarak yaşanır.
Fotoğraflar: @lilyrose_depp, @gettyimagesfanclub