Ruh Sağlığı

Main karakter sendromu: Hepimiz kendi filmimizin başrolü müyüz?

Main karakter sendromu: Hepimiz kendi filmimizin başrolü müyüz?

Yağmurlu bir sokakta kulaklığınızı takıp yürürken kendinizi bir filmin sahnesindeymiş gibi hissettiğiniz oldu mu? Ya da bir ayrılığı, yeni bir başlangıcı veya sıradan bir kahve molasını zihninizde dramatik bir sahneye dönüştürdüğünüz? Son yıllarda özellikle sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan “main karakter sendromu”, tam olarak bu hissin modern dünyadaki karşılığı gibi görünüyor.

Aslında bu duygu hepimizin zaman zaman deneyimlediği oldukça insani bir durum. Çünkü herkes kendi hayatının merkezinde yaşar. Ancak mesele, kişinin kendisini hikâyesinin kahramanı olarak görmesinden çok, hayatın geri kalanını da bir sahneye dönüştürmeye başlamasında ortaya çıkıyor.

Dijital dünyada kendimizi neden bir hikayenin kahramanı gibi hissediyoruz?

Sosyal medya çağında artık yalnızca hayatlarımızı yaşamıyoruz, aynı zamanda onları izliyor, düzenliyor ve sunuyoruz. Günlük rutin videoları, estetik sabah seremonileri ya da kişisel gelişim içerikleri… Tüm bu dijital atmosfer, hayatın yalnızca yaşanması değil, aynı zamanda etkileyici görünmesi gerektiği fikrini besliyor.

Bir kahve molası bile bazen sadece bir mola olmaktan çıkıp “iyi kurgulanmış bir an” haline geliyor. Böylece kişi, kendi yaşamını dışarıdan izlenen bir hikaye gibi deneyimlemeye başlıyor.

Psikolojik açıdan bakıldığında bu durumun tamamen olumsuz olduğunu söylemek mümkün değil. Hafif düzeyde yaşanan “main karakter” hissi kişiye motivasyon sağlayabiliyor. İnsan kendini değerli hissettiğinde hayatına daha fazla özen göstermeye başlayabiliyor. Yeni deneyimlere daha açık olabiliyor, ertelediği şeyleri gerçekleştirmek için daha fazla enerji bulabiliyor. Kendi hikayesinin merkezinde olduğunu hissetmek, bazen yaşamla daha güçlü bir bağ kurmayı da sağlayabiliyor.

@ameliagray

Sorun ne zaman başlıyor?

Asıl problem, hayat tamamen bir performansa dönüştüğünde ortaya çıkıyor.

Sosyal medyanın kusursuz görünen dünyasında herkes üretken, bakımlı, mutlu ve ilham verici görünürken gerçek hayat çoğu zaman çok daha dağınık, durağan ve sıradan ilerliyor. Ancak yoğun şekilde “main karakter” hissi yaşayan kişiler için sıradanlık giderek tahammül edilmesi zor bir duygu hâline gelebiliyor.

Bu noktada kişi, yaşadığı anın kendisinden çok nasıl göründüğüne odaklanmaya başlayabiliyor. Kahvesini içerken gerçekten o anın tadını çıkarmak yerine sahnenin estetiğini düşünebiliyor. Duygularını yaşamak yerine onları nasıl anlatacağını zihninde kurgulayabiliyor.

Hayat deneyimlenmekten çok, sergilenen bir şeye dönüşüyor.

Başrolde olma ihtiyacı ilişkileri nasıl etkiliyor?

Main karakter sendromunun en dikkat çekici taraflarından biri de ilişkiler üzerindeki etkisi. Çünkü herkesin kendi hikayesinin merkezinde olduğu bir dünyada, kimse “yan karakter” olmak istemiyor.

Kişinin sürekli kendi deneyimine, duygularına ve görünürlüğüne odaklanması zamanla empatiyi zayıflatabiliyor. Sürekli anlaşılmak, görülmek ve ilgi görmek istemek, karşılıklı bağ kurmayı zorlaştırabiliyor. İlişkilerde derinlik yerine yüzeysel bir yakınlık oluşabiliyor.

Oysa sağlıklı ilişkiler, yalnızca görünmekle değil, gerçekten temas etmekle ilgilidir.

Hayat sinematik olmak zorunda değil

Gerçek hayatın en değerli yanı, kusurlu olmasıdır. Her gün dramatik, estetik ya da ilham verici hissettirmek zorunda değildir. Bazen sıkıcı günler, belirsizlikler, durağanlıklar ve sessiz anlar da hayatın doğal bir parçasıdır.

Belki de önemli olan, kendimizi kendi hikayemizin kahramanı gibi hissederken başkalarının da kendi iç dünyalarının merkezinde olduğunu unutmamaktır. Çünkü hayat yalnızca güzel karelerden değil, gerçek temaslardan, kırılganlıklardan ve samimi bağlardan oluşur.

Ve bazen kamerayı kapatıp yalnızca anın içinde kalabilmek, en gerçek sahnedir.

Fotoğraf: Instagram, @daisyedgarjones

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.