Ruh Sağlığı

Sıkılmak gerçekten “sıkılmak” mıdır?

Sıkılmak gerçekten “sıkılmak” mıdır?

Sıkılmak, kelimesinin kökünde “sık-” fiili var. “Sıkmak”; daraltmak, bastırmak, sıkıştırmak, bunaltmak gibi anlamlar taşıyor. “Sıkılmak” kelimesinin kendisi bile bize bir içsel daralma ve bunalmışlık hissini çağrıştırıyor.

Peki bugün “sıkıldım” dediğimizde gerçekten neyi kastediyoruz?

Bir şeyden mi sıkılıyoruz, yoksa sürekli yenilik ve uyarana maruz kaldığımız için sakinliğe, boşluğa ve tekrarın kendisine tahammülümüz mü azalıyor?

Günümüzde telefonlar, sosyal medya, dijital içerikler ve sürekli değişen gündemler sayesinde zihnimiz neredeyse hiç boş kalmıyor. Birkaç saniyelik sessizlikte bile telefonumuza uzanabiliyor, bir içerikten diğerine geçebiliyor, canımız sıkıldığında hemen yeni bir uyarana yönelebiliyoruz.

Bu durum, zaman içerisinde sıkıntıya ve durağanlığa karşı toleransımızı etkiliyor olabilir. Telefonlarımız, sosyal medya, dijital içerikler, sürekli değişen gündemler ve birbiri ardına gelen uyarıcılar sayesinde çoğu zaman birkaç saniyelik bir boşluk bile bize uzun gelebiliyor. Bir şeyden sıkıldığımız anda başka bir şeye yönelmek, dikkatimizi hemen yeni bir uyarana vermek neredeyse otomatik bir davranışa dönüşebiliyor.

Peki sürekli yenilik ve uyarana maruz kalmak, sıkılma ve tahammül eşiğimizi gerçekten değiştiriyor olabilir mi? Bu soruyu yalnızca günlük yaşamımız üzerinden değil; ilişkilerimiz, hobilerimiz ve iş hayatımız üzerinden de düşünmek mümkün.

Sıkılmak ne anlatıyor?

Psikolojide sıkılma, yalnızca “bir şeyden hoşlanmamak” olarak değerlendirilebilecek basit bir duygu değildir. Sıkılma, içinde bulunduğumuz durumun bize yeterince anlamlı, uyarıcı ya da doyurucu gelmemesiyle ilişkili olabilir.

Ancak önemli olan, sıkıldığımız anda ne yaptığımızdır.

Sıkıldığımızda hemen başka bir şey aramak, bu duygudan kaçmanın en kolay yollarından biridir. Oysa her duygunun bize anlatmaya çalıştığı bir şey vardır. Sıkıntı da bir duygudur ve onun içinde kalabilmek, kendimizi anlamamız için bir alan açabilir.

İlişkilerde sıkılmak

Bu durum özellikle ilişkilerde dikkat çekici hale gelebilir.

Bir ilişkinin ilk dönemlerinde yoğun heyecan, merak ve yenilik vardır. Zaman içerisinde ilişki daha tanıdık ve öngörülebilir bir hale gelir. Bu noktada yaşanan sakinlik, bazı insanlar tarafından “artık heyecan yok” ya da “ilişkimiz bitti” şeklinde yorumlanabilir.

Oysa her sakinlik, sevgisizliğin göstergesi değildir.

Uzun süreli ilişkilerde heyecanın biçimi değişebilir. İlk dönemdeki yoğun uyarılmanın yerini güven, yakınlık, tanıdıklık ve derinlik alabilir. Eğer sürekli olarak “daha fazla heyecan” ararsak, ilişkinin doğal olarak geçirdiği dönüşümü sıkılmak olarak yorumlayabiliriz.

Hobilerde ve iş hayatında sıkılmak

Benzer bir durum hobilerimiz ve iş hayatımız için de geçerlidir.

Bir işe başladığımızda yeni olması nedeniyle daha fazla merak ve motivasyon hissedebiliriz. Ancak zaman içerisinde öğrenme süreci yavaşladığında veya iş daha tanıdık hale geldiğinde sıkılma ortaya çıkabilir.

Tam da burada sıkıntıyla kurduğumuz ilişki önem kazanır.

Sıkıldığımız anda hemen başka bir işe geçmek yerine, bazen o duygunun içinde kalmak bize yeni bir şey keşfetme fırsatı verebilir. Belki de yeni bir yöntem geliştirebilir, farklı bir bakış açısı kazanabilir, yaratıcılığımızı kullanabilir veya daha önce fark etmediğimiz bir ihtiyacımızı görebiliriz. Çünkü yaratıcılık her zaman yoğun uyarılmanın içinde ortaya çıkmaz. Bazen boşlukta, sessizlikte ve hatta sıkıntının içinde kendine yer bulur.

Sıkıntının içinde kalabilmek

Modern yaşam bize sürekli olarak “daha fazlasını” sunuyor: Daha fazla içerik, daha fazla seçenek, daha fazla deneyim, daha fazla eğlence… Fakat sürekli uyarılmak, sessizliğe ve durağanlığa tahammülümüzü azaltabilir.

Oysa insanın hayatındaki her anın eğlenceli, heyecanlı veya verimli olması gerekmiyor.

Bazen hiçbir şey yapmamak, bir süre boşlukta kalmak, sıkılmak ve o duygunun geçmesine izin vermek de psikolojik olarak anlamlı bir deneyimdir. Çünkü insan yalnızca hareket ederek değil, durmayı ve beklemeyi öğrenerek de dayanıklılık geliştirir.

Belki de mesele hiç sıkılmamak değil, sıkıldığımızda hemen kaçmak zorunda olmadığımızı öğrenmek. Çünkü bazen sıkıntının içinde, yeni bir fikir, bazen ertelenmiş bir ihtiyaç, bazen de kendimizle ilgili fark etmediğimiz bir duygu bizi bekliyor olabilir.

Fotoğraflar: @kendalljenner

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.