Ruh Sağlığı

Sürekli “kendinin en iyi versiyonu” olmaya çalışmak neden bu kadar yorucu?

Sürekli “kendinin en iyi versiyonu” olmaya çalışmak neden bu kadar yorucu?

Sosyal medya akışlarında kusursuz sabah rutinleri, disiplinli yaşam listeleri ve “ideal benlik” önerileri arasında insan, fark etmeden kendi hayatını sürekli geliştirilmesi gereken bir projeye dönüştürebiliyor. Artık yalnızca yaşamak değil; daha verimli, daha estetik, daha başarılı ve daha “iyi” görünmek de bekleniyor.

İlk bakışta ilham verici görünen bu dönüşüm kültürü, zamanla zihinsel bir baskıya dönüşebiliyor. Çünkü kişi bir noktadan sonra gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu değil, dışarıdan nasıl algılandığını önemsemeye başlıyor.

Ve tükenmişlik tam da burada sessizce başlıyor.

Kendimiz için mi, görünmek için mi?

Kişisel gelişim kültürü çoğu zaman değişimi bir başarı hikayesi olarak sunuyor. Daha erken kalkmak, daha çok çalışmak, daha sağlıklı olmak, daha disiplinli yaşamak… Elbette insanın kendine yatırım yapması değerli. Ancak mesele, bu değişim arzusunun içsel bir ihtiyaçtan çıkıp dışsal bir onay arayışına dönüşmesinde yatıyor.

Çünkü bazen kişi gerçekten iyi hissetmek için değil; iyi göründüğünü hissetmek için dönüşmeye çalışıyor.

Modern dünyada “kendinin en iyi versiyonu” olmak çoğu zaman yalnızca kişisel bir hedef değil, aynı zamanda sosyal bir performans hâline geliyor. İnsan, yaptığı seçimleri kendi ihtiyaçlarına göre değil; başkalarının gözünde nasıl algılanacağı üzerinden değerlendirmeye başlayabiliyor.

Spor yapmak sağlık için değil estetik görünmek için, üretken olmak tatmin hissetmek için değil değerli görünmek için, dinlenmek bile “hak edilmiş” olmak zorundaymış gibi yaşanabiliyor.

Bu da kişinin kendiyle olan bağını yavaş yavaş zayıflatıyor.

Sürekli gelişmek zorunda hissetmek

@lirisaw

Sosyal medyanın hızında durağanlık neredeyse başarısızlık gibi algılanıyor. Dinlenmek tembellik, sıradanlık yetersizlik, kararsızlık ise potansiyelini kullanamamak gibi sunulabiliyor.

Böylece insan, sürekli kendini optimize etmeye çalışan bir sisteme dönüşüyor. Her yeni gün daha iyi görünmesi, daha başarılı olması, daha fazlasını başarması gereken yeni bir performans alanı hâline geliyor.

Fakat insan zihni sürekli performans göstermeye programlı değil.

Bir noktadan sonra kişi dinlenirken bile suçluluk hissedebiliyor. Çünkü zihninin bir köşesinde hep yetişmesi gereken daha “iyi” bir versiyonu bulunuyor. Bu durum zamanla kronik yorgunluk, kaygı, motivasyon kaybı ve tükenmişlik hissi yaratabiliyor.

“Yetmiyorum” hissi nasıl derinleşiyor?

Psikolojik olarak bakıldığında, sürekli daha iyi bir versiyonuna ulaşmaya çalışmak kişinin mevcut benliğiyle bağını zayıflatabiliyor. Çünkü zihin sürekli ulaşılması gereken başka bir “ideal benlik” yaratıyor.

Daha başarılı olunca mutlu olacağını, daha güzel görünürse kendini seveceğini, daha üretken olursa huzurlu hissedeceğini düşünüyor. Ancak çoğu zaman hedefe ulaşılsa bile bu his kalıcı olmuyor. Çünkü hemen ardından yeni bir eksik beliriyor.

Böylece kişi hiçbir zaman gerçekten yeterli hissedemiyor.

Özellikle bu yetersizlik hissi sürekli “ötekinin gözü” üzerinden şekillendiğinde, kişi kendi değerini içsel olarak değil, dışarıdan aldığı onay üzerinden kurmaya başlıyor. Ve zihni, zaten var olan değersizlik ya da yetersizlik inançlarını doğrulayacak yeni kanıtlar toplamaya devam ediyor.

Belki de sürekli dönüşmek zorunda değiliz

Gelişim elbette insan doğasının doğal bir parçası. Ancak her zaman dönüşmek zorunda olmak, insan ruhu için sürdürülebilir olmayabiliyor.

Bazen büyümek; daha fazlasını yapmak değil, olduğun hâle biraz daha şefkatle yaklaşabilmektir. Sürekli kendini yeniden yaratmaya çalışmadan da değerli hissedebilmektir.

Çünkü insan yalnızca gelişmesi gereken yanlardan oluşmaz. Yorulan, duran, sıkılan, kararsız kalan ve bazen hiçbir şey yapmak istemeyen tarafları da vardır.

Belki de gerçek iyilik hali, sürekli başka birine dönüşmeye çalışmak değil; zaman zaman olduğun kişide kalabilmeye de izin verebilmektir

Fotoğraf: Instagram, @xeniaadonts

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.