Ruh Sağlığı

Ekran süresini azaltmak: Modern hayatta dikkat, yalnızlık ve üretim

Ekran süresini azaltmak: Modern hayatta dikkat, yalnızlık ve üretim

Günümüzde ekranlar hayatımızın merkezinde yer alıyor. Telefonlar, tabletler ve bilgisayarlar yalnızca birer araç olmaktan çıkıp zamanımızı, dikkatimizi ve hatta duygularımızı yönlendiren güçlü uyaranlara dönüşmüş durumda. Ekran bağımlılığı, büyük ölçüde ekranın sunduğu bu yoğun cazibeden kaynaklanıyor. Sürekli değişen görüntüler, bitmeyen akışlar ve hızlı tüketilen içerikler zihni daima uyarı halinde tutuyor. Özellikle kısa videolar, farkında olmadan odak süremizin giderek kısalmasına neden oluyor. Bir noktadan sonra ise, zihinsel olarak yorulduğumuzu ancak durduğumuzda fark edebiliyoruz.

Bugün günlük ekran kullanım süresi her geçen gün artıyor. Özellikle gençler arasında 10–14 saatlik ekran süreleri artık şaşırtıcı değil. Bu durum yalnızca bireysel alışkanlıklarla değil, aynı zamanda sosyal yaşamın dönüşümüyle de yakından ilişkili.

Ekranla birlikte değişen sosyalleşme biçimleri

Sosyal medya kanallarının hızla artmasıyla birlikte sosyalleşme biçimlerimiz de değişti. Eskiden insanlarla bir araya gelmek, yüz yüze görüşmek temel ihtiyaçken; günümüzde yazışmak ya da görüntülü konuşmak çoğu zaman yeterli görülüyor. Maddi koşullar, zaman yaratma zorluğu ve şehir hayatının yoğun temposu bu tercihi besleyen önemli etkenler arasında yer alıyor. Trafikte geçirilen uzun saatler ve artan buluşma masrafları, online iletişimi daha pratik bir seçenek haline getiriyor.

Bununla birlikte, ekran üzerinden iletişim kurmak bazı kişiler için duygusal olarak da daha güvenli bir alan sunuyor. Yüz yüze ifade edilemeyen düşünceler ve duygular, yazı yoluyla daha rahat aktarılabiliyor. Ancak bu rahatlık, ekran süresi uzadıkça gerçek sosyalleşmenin ve üretkenliğin azalması gibi bir bedeli de beraberinde getiriyor.

Oysa insan, yalnızca tüketerek değil üreterek de beslenir. Daha kalıcı ve tatmin edici şeyler ortaya koyabilmek için sabır gerekir. Üretim süreci her zaman kolay değildir; zaman zaman yorucu ve sıkıcı olabilir. Ancak tam da bu sürecin içinde olmak, insana derin bir haz ve anlam duygusu kazandırır.

Sıkılmaya yer açmak

Sıkılmak ise çoğu zaman kaçtığımız ama hayatın doğal bir parçası olan bir duygudur. Bu duyguyu bastırmak ya da hemen yeni bir uyaranla doldurmak yerine, sıkılma halinde kalabilmeyi öğrenmek önemlidir. Belki de bu noktada biraz geçmişe dönüp bakmak faydalı olabilir. Eskiden gazete okuma kültürü vardı; her gün düzenli olarak gazete alınır, bazen dikkatlice okunur bazen yalnızca sayfalarına göz gezdirilirdi. Bu alışkanlık, sabah ya da akşam saatlerinde kişiye küçük ama anlamlı bir rutin sunardı.

Komşu ziyaretleri, arkadaş ve akraba buluşmaları geçmişte çok daha sık yapılırdı. Bu ziyaretler yalnızca vakit geçirmekten ibaret değil; insanlar arasında bağ kurmayı güçlendiren ve bireyin kendini güvende hissetmesini sağlayan önemli sosyal temaslardı. Günümüzde ise yoğun çalışma temposu ve hızlanan yaşam koşulları nedeniyle bu tür ziyaretlere zaman ayırmak giderek daha az tercih ediliyor.

Oysa insan, doğası gereği ilişkisel bir varlıktır. Sosyal bağlar kurmak ve bu bağları beslemek, yalnızca duygusal ihtiyaçları karşılamakla kalmaz; aynı zamanda ekran karşısında geçirilen sürenin azalmasına ve psikolojik iyilik halinin artmasına da katkı sağlar.

Analog hobiler: Ekranda vakit geçirmek yerine yapabilecekleriniz

Aynı şekilde dantel ve örgü gibi el işleri de geçmişte daha yaygındı. Günümüzde ise ekran süresini azaltmanın yolları hala mümkün ve eskisine kıyasla pek çok hobiye ulaşmak artık daha kolay. Seramik, yemek kursları, dans ve spor gibi aktiviteler hem bedeni harekete geçirir hem de sosyal bağlar kurmayı destekler.

Bir hobiye sahip olmak, kişinin bedeniyle temas kurmasını sağlarken aynı zamanda sosyalleşmesine de katkıda bulunur. Tüm bu uğraşlar, ekrana bakarak geçirilen zamana kıyasla hem duygusal hem de bedensel açıdan çok daha tatmin edici deneyimler sunar.

Belki de mesele ekranı tamamen hayatımızdan çıkarmak değil; onun karşısında ne kadar durduğumuzu fark etmek ve zaman zaman ekranın dışındaki hayata yeniden yer açabilmektir.

Fotoğraf: Unsplash

İlginizi çekebilecek bir diğer yazı >>>>>> Duygularımızı biz mi seçeriz?

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.